CHP’NİN İDDİALI İSMİ MEHMET SABRİ YÜCE: BİRLİKTE ÖNCE KENTİN KİMLİĞİNİ BELİRLEYECEĞİZ!

>>Tekirdağ, bugüne kadar biraz ondan biraz bundan alayım anlayışı ile yamalarla geldi bu güne. Ortaya çıkmamış bir kent kimliği ile hareket edildiği gittiğimiz için üzerinde ölü toprağı olan bu tablo ortaya çıktı!
>>Bu soruyu ben soruyorum kahvehanelerde, cevabı yok bu sorunun. Hiç kimse söyleyemiyor. Genelde ‘kasaba eğrisi’ bir kent diyorlar; bir tanım yapılamıyor.
>>CHP’nin halk dilinde ‘Derman Belediyeciliği’ partimizde ‘Halkçı Belediyecilik’ manifestosu ile 12 ayak üzerine oturan bir vizyon anlayışı var. Bizler de bu vizyon anlayışına uygun hareket etmekle yükümlüyüz.
>>CHP, biliyorsunuz 2014 ve 2019’da kendi majör hataları yüzünden seçimi kaybetti. Burada bu dönem bunun tekrarlanmayacağını ümit ediyoruz.
>>Tekirdağ özelinde birleştirici, onarıcı, seçim kazanıcı özellikleri taşıdığım için en önemli aday adayı olduğumu düşünüyorum.
Tekirdağ’a yıllarca iş insanı kimliği ile hizmet eden Mehmet Sabri Yüce, attığı yeni adımla artık Belediye Başkanı sıfatıyla kente değer katmayı amaçlıyor. Süleymanpaşa Belediye Başkanlığı için aday adaylığını ilk açıklayan isim olan Yüce; vizyon ve projeleriyle iddialı. Ancak sadece vizyon ve projeleriyle değil; aynı zamanda CHP’de yaşanan iç çekişmeleri sona erdirme noktasında da iddiasını ortaya koyuyor.
CHP Süleymanpaşa Belediye Başkan Aday Adayı Mehmet Sabri Yüce ile Süleymanpaşa’yı ve geleceğini konuştuk.
Aday adaylığınızı açıkladığınız ilk günden bugüne birçok sivil toplum kuruluşlarını, dernekleri, meslek örgütlerini yanı sıra kahvehaneleri ve esnafı ziyaret ettiniz. Bu süre zarfında Mehmet Sabri Yüce, nasıl bir deneyim kazandı? Nasıl bir değişim gösterdi?
15 Eylül’de resmi olarak ilk aday adaylığını açıklayan bendim. Ama ondan önce 24 Temmuz Basın Bayramı’nda düzenlediğimiz basın yemeğinde konuşmuştuk bunu.
Ne değişti; yaşadığımız iş hayatından dolayı çevremizde otomatik olarak daralma olmuş bütün iş insanlarında olduğu gibi. Hem üyelere hem de kamuoyuna erişim konusunda bir kere çevremizi çok genişlettik. Kentle ilgili gözlemlediğimiz hususlar konusunda çok daha fazla geri dönüşler oldu. Görüştüğümüz kişi sayısı arttıkça, bu durum programlarımıza projelerimize destek vermeye başladı. Yeniden şekillendirmemize yol açtı. Bu anlamda sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin çok önemli bölümünü ziyaret ettik, yaptığımız kahvaltı, mahalle toplantıları ve etkinliklerle üyelerimizin çok önemli bir bölümüne ulaştık.
Çarşı pazar esnaf ziyaretleri kapsamında yaptığımız gezilerde Tekirdağ’da yaşayan insanların çok önemli bir bölümüne ulaştık. Liyakati öne alarak çıktığımız bu yolda insanların liyakatimiz hakkında fikir sahibi olmasını sağladık. Hem de Tekirdağ’ın problemlerini daha geniş kapsamlı algılamaya başladık. Bir nevi siyasi sosyalleşme açısından çok ciddi bir katkı sağladı bize ve gezdiğimiz insanlara.
‘PLANSIZLIK HALKA EKSTRA YÜKLER GETİRDİ’
Bu ziyaretlerde kentle ilgili en çok hangi talep veya şikâyetlerle karşılaştınız?
Yerel seçim olmasına rağmen, ekonomik krizin etkilerinden dolayı ağırlıklı olarak insanların derdi geçim derdi. Evlerine, çocuklarına yemek götürmekte, kıyafet almakta, eğitim masraflarını karşılamakta zorlanıyorlar. Bu nedenle de kentli ve kentlilik ile ilgili problemleri çok net konuşmadan, ilk etapta vurgulanan bu konu oluyor. Daha sonra şehrin genel siluetine dair görüşlerini paylaşıyorlar.
Biz de kentin siluetine baktığımızda plansızlıkla ilgili sıkıntı olduğunu görüyoruz. Okullar bölgesinin yapılanmasını, kamu kurumlarının şehir dışına taşınmasını örnek verirsek; çok iyi değerlendirilmeden planlanmadan yapılan düzenlemeler olduğu için çarşı esnafının üzerinde ciddi olumsuz etkisi olduğunu gördük ve özellikle esnafın dönüşleri bu yönde oldu. Şehirle ilgili planlama yapıyorsanız; o yapacağınız planlamanın ya da projenin maliyeti ile yaratacağı katma değerin iyi örtüşmesi lazım, bunun olmadığını gördük vatandaşların dönüşlerinden. Yani bir şehir ve şehircilik ile ilgili plan proje veya işlem hayata sokuyorsunuz; ama etkilerinin çok iyi planlanmadığını, bunun etkilerinden dolayı esnafın ve o civarda yaşayan insanların haklarının çok net gözetilmediğini anlıyorsunuz. Şikâyetler de daha çok bu yönde; ‘Bize sorulmadı’ diyorlar. Temel sorunumuz planlama yapmayı becerememek ve o plansızlığın getirdiği halka ekstra yükler.
‘KENTİN ÜZERİNDE ÖLÜ TOPRAĞI VAR’
Süleymanpaşa’yı nasıl tanımlarsınız?
Bu soruyu ben soruyorum kahvehanelerde, cevabı yok bu sorunun. Hiç kimse söyleyemiyor. Genelde ‘kasaba eğrisi’ bir kent diyorlar; bir tanım yapılamıyor. Sizin sorduğunuz soruyla başlıyorum kahvehanede sohbete sonra örneklerini veriyorum; Antalya’yı soruyorum, Eskişehir’i soruyorum ve cevapları hemen geliyor. Bu da zaten Tekirdağ’ın plansızlığı projesizliği gelecek ile ilgili doğru planlama ve önceliklerin belirlenmemesinden kaynaklanıyor. Aslında coğrafi olarak çok iyi konumda, doğal kaynaklar, topraklar yönünden çok verimli coğrafyada, Avrupa’nın 150 km doğusunda, İstanbul’un 150 kilometre batısında beşeri kaynakları çok iyi ama kentin üzerinde ölü toprağı var, çünkü önceliklerini belirleyip ne kenti olacağının, kentin kimliğinin belirlenmesi gerekiyor. Biz önce bu kararı alacağız. İlk yapacağımız iş bu zaten.
‘İŞ DÜNYASIYLA ENTEGRASYONU SAĞLAYACAĞIZ’
Halka beraber karar vereceğiz, Antalya gibi turizm kenti mi olmak hedefimiz? Eskişehir gibi öğrenci ve turizm kenti mi olmak mı? Ondan sonra tarım ikinci sıraya mı gelecek, üniversitemiz üçüncü sıraya mı gelecek? Lojistik merkezimiz kaçıncı sırada olacak? Bunların bir sıralamasını yapıp stratejik planı öyle oluşturmamız gerekiyor. Bu plan oluştuktan sonra yatırımların yönlendirmesini yapacağız. O anlamda iş dünyasıyla bu konuda entegrasyonu sağlayacak en iddialı aday adayıyım. Çünkü çok ciddi bir iş ve çok yoğun hacimli iş çevresiyle çalışıyoruz. Bölgemizdeki insanları da doğru yönlendirdiğimizde insanların, belediyecilik ve şehircilik anlamında çok ciddi katkılarını alırsınız. Kent kimliğinin belirlenmesi noktasında yapılacak projelerde iş dünyasının desteğine zaten ihtiyacımız olacak. Daha sonra bu dokuya uygun yeni istihdam ve yatırım sahalarının açılmasıyla kentin ekonomik kalkınması sağlanmış olacak ki iki önemli hedefimiz var; Süleymapaşa’nın ekonomik kalkınması ve depreme karşı duyarlı bir kent olması. İlk soruya cevap verdikten sonra bütün planlamalarımızı yapacağız.
‘HALKÇI BELEDİYECİLİK VİZYONUYLA YÖNETECEĞİZ’
Nasıl bir yönetim anlayışı esasınız olacak?
CHP’nin zaten 2019 yılında yayımladığı, halk dilinde ‘Derman Belediyeciliği’ partimizde ‘Halkçı Belediyecilik’ manifestosu ile 12 ayak üzerine oturan bir vizyon anlayışımız var. Bizler de bu vizyon anlayışına uygun hareket etmekle yükümlüyüz zaten. Burada tabi katılımcılık en önemli konu.
Kent kimliğini beraber belirleyeceğimiz insanlarla birlikte projelere de beraber karar vereceğiz. Bunu yaparken 21. Yüzyılın bütün becerilerini kullanacağız. Yani sağlıklı bir ölçüm metodunu bize getirecek olan teknolojik alt yapının hepsinden faydalanacağız. Vatandaşların, taleplerini ve beklentilerini ölçebileceğimiz bir sistem yaratmak durumundayız ki bu işleri çabuk hayata geçirelim.
Sosyal belediyeciliğin en önemli unsuru zaten katılımcılık. Katılımdan sonra gelen şeffaf olması en sonunda da hesap verebilir olmamız gerekiyor. Bunları yaptığınız ve CHP’nin halkçı belediyecilik vizyonuna uygun projeler gerçekleştirdiğiniz zaman halkla bütünleşmiş, modern, insanların çok sorun yaşamadığı bir Süleymanpaşa’yı yaratmış oluruz.
‘SİYASİ BOY GÖSTERME MAKAMI’
Kent konseyleri ile ilgili düşünceniz nedir?
Kent konseylerinde iyi niyetli çalışan arkadaşlarımız var. Daha efektif çalışanlar var; ama bir kurum oluşturuyorsanız bu kurumun yetkileri, sorumlulukları ve maddi kaynakları yasayla netleştirilmemişse; belediyeciliklerin inisiyatifine bırakılmışsa sağlıklı çalışan kurumlar olamaz kent konseyleri. Siyasi boy gösterme gibi kullanılan bir makama dönüşen kurum oluyor. Çoğu kent konseyinin, kent yönetimiyle başarılı bir proje ortaya koyduğunu düşünmüyorum.
‘2034 SÜLEYMANPAŞA’SINI İNŞA ETMEMİZ GEREKİYOR’
Yol yapmak, park-bahçe inşa etmek, kreş açmak, kapalı otopark inşa etmek… belediyecilik bu anlayışa indirgenmiş gibi…
Bu saydıklarınız zaten olması gereken ve belediye bütçesiyle çok rahat halka sunulması gereken hizmetler. Bunları hayata geçirip sonra ‘belediyecilik yapıyorum’ demek; ‘belediyecilik vizyonum bu’ demek oluyor. Zaten böyle yola çıkarsanız 5 yıl sonra yine bunları konuşuyor oluruz. 5 yıl sonra da bunları konuşmamak için kente duyarlı insanlarla birlikte bu vizyon kapsamında ekonomisi gelişmiş, güvenli hale gelmiş, dirençli yapıların olduğu bir kenti; bizim 2034 yılında inşa etmemiz gerekiyor.
Bütün o modern sosyal donatıları, spor alanlarını, engellilerin kent hayatına entegre olabileceği bütün donatıları yaratmamız gerekiyor. Üniversiteyi kentte yaymamız gerekiyor. Değirmenaltı ile sınırlı olmamalı . Engellilerin yaşam hakkını tanıyan bir kent yaratılmalı. Çünkü yüzde 3.6’sı üç yaşından büyük olan engelli bireyler Tekirdağ Süleymanpaşa’da. Çok büyük ve önemli bir nüfus. 9 bin 10 bin engelliden bahsediyoruz. Bu insanlar kent düzenlemesinde yok sayılıyor.
Amatör sporlara destek vermemiz lazım. Spor alanı da aslında bu devirde ekonomik bir kazanç getiriyor. Okul turnuvası dahi düzenleseniz gelenler, konaklayanlar olacaktır çünkü.
‘TEKİRDAĞ’DA EĞLENEBİLECEĞİN RESTAURANT SAYISI BİR ELİN PARMAĞINI GEÇMİYOR’
Süleymanpaşa’nın ve genel olarak Tekirdağ’ın turizm potansiyeli olmasına karşın değerlendirilmesi noktasında sorunlar yaşanıyor. Siz nasıl bir çözüm üreteceksiniz bu alan ile ilgili?
Önce kent kimliği ile ilgili süreci tamamlamamız gerekiyor. Biz, turizm kenti olacak mıyız? Önceliğimiz bu olacaksa ki çok uygun; çünkü tarıma yönelik katacağı katma değer turizmin çok daha fazla. Antalya, örneğin Türkiye’nin en önemli tarım merkezi ama Türkiye’ ye en çok geliri turizmden kazandırıyor. Tekirdağ, bugüne kadar biraz ondan biraz bundan alayım anlayışı ile yamalarla geldi bu güne. Ortaya çıkmamış bir kent kimliği üzerinden gittiğimiz için bu oldu; üzerinde ölü toprağı olan bu tablo ortaya çıktı! Turizm kenti olacaksak o avantajlarımızı hemen tespit etmemiz lazım. Modern Avrupa’da modern dünyada metropollerin bir saat mesafesindeki kentler banliyö mahiyetinde; o metropole konaklama ve lojiktik desteği sağlayan merkezler. Bir kere yeter kapasitemizi arttırmamız lazım, ikincisi Bulgaristan ve Yunanistan’a baktığımızda oradan da insanları buraya getirmek lazım. Aslında Edirne’nin Kırklareli’nin yaptığını yapabiliriz. Edirne sınır alışveriş ticareti ile esnafını kentte konaklama imkânı ile otelcisinden restauratına avantaj olarak geri döndürüyor. Yerel belediye bunu çok rahat organize edebilir. Reklam tanıtım giderlerinin karşılayabilir, o insanların daha uygun koşullarda buradaki otellerde konaklama ve akşamları gidecekleri gezecekleri yerleri planlamasını çok kısa sürede yapabilir.
Tekirdağ’da eğlenebileceğin restaurant sayısı bir elin parmağını geçmiyor. Bir kere turizm ile ilgili önceliklerimizi belirledikten sonra bu işletmelerin yaşamasını ve insanların bu tarz işletme açabilmelerini sağlayacak tedbirler almalıyız. Belediyenin elinde bu yetkiler de var. Ruhsatla ilgili sorunları ortadan kaldırmalıyız. Niyet ettikten sonra bunların hepsi çok rahat başarılacak unsurlar.
‘FESTİVAL VE FUAR KENTİN CAZİBESİNİ ORTAYA ÇIKARAN EN ÖNEMLİ ETKİNLİKLERDİR’
Kentin turizm ile ilgili cazibesini ortaya çıkaran bütün modern dünyada olduğu gibi en önemli etkinlik kentte yapılan festival ya da fuardır. Bizim yaptığımız ‘kasaba eğrisi’ne yakışan ‘panayır eğrisi’ bir etkinlik turizm anlamında hiçbir fayda sağlamıyor. Orada 200-300 esnaf arkadaşımız çadırın içine girer, insanlarımız sahilde dolaşır, festival kente yayılmadığı için sadece sahil bölgesine tıkanmış, doluluk yaratan birer etkinlik haline gelir. Kentin diğer insanları da o etkinliğin, o kalabalığın o yığınlığın içine girmek istemez. En son maliyeti yüksek konserlerle panayırımız kapanır.
Bizim 1970’li yıllarda yaptığımız festivaller çok daha efektif çok daha güzel ve çok daha doğaldı. Köylere giderek kiraz ağacı kiralanır, kirazları yer, altında piknik yapardınız. Akşam da dönülürdü. Festivali bayram havasında yaşarlardı. Maalesef bunu beceremedik. Tekirdağ’a yakışan uluslar arası ve ulusal katılımın olduğu bir fuar ile biz kentteki turizm etkinliğini 365 gün hareketli hale getirecek bir yapıya ulaşırız. Geçmiş belediye ‘ben bu kente 5 milyon insan getireceğim’ demişti. Ayakları yere basmayan laflar bunlar. Hiçbiri olmadı, olmaz da zaten. Tekirdağ’daki kiraz festivaline bırakın 5 milyon kişiyi, 500 bin kişi gelmez. Turizm zaten bizim ekonomik kalkınmaz programının başlığı altında en önemli maderinden biri. Bunları entegre olarak çalıştırdığınızda en fazla katma değer sağlayan enstrüman olarak turizmi kullanacaksınız. Tekirdağ’da kullanmak zorundasınız. Lojistik olarak çok uygun yerdesiniz, doğal güzellikler olarak çok önemli sermayeniz var, bunları kullanmamak zaten Tekirdağ’a yapılacak en önemli ihmallerden bir tanesi olur.
‘DENİZDEN YARARLANMA DA HERŞEY GİBİ YARIM BIRAKILDI’
Tekirdağ denizi kullanma konusunda da çok geride kalan bir kent; bunu hem ulaşım hem de turizm bağlamında söylüyorum. Siz bu konuyla ilgili ne söylemek istersiniz?
Biyolojik arıtma tesisleri tamamlandı. Denizimize lağım ve evsel atıklar akıtılmıyor. Nispeten temiz bir deniz yapısına ulaştık. Turizm vizyonu kapsamında yapılacak düzenlemeler ile bunu başaran Avrupa kentleri var. En yakın örneği Dedeağaç. Kent içinde denize giriyorsunuz ve hemen eve gidiyorsunuz. 1960’lı yıllarda zaten annelerimiz babalarımız kentin merkezinden denize giriyorlarmış. Böyle güzle bir sahilimiz böyle güzel denizimiz var. Her şeyimiz yarım olduğu gibi yat limanı da yarım kaldı. O da çünkü kente çok önemli turizm geliri getiren bir proje ama o da Tekirdağ’daki her şey gibi yarım bırakıldı.
Deniz ulaşımı, Büyükşehir Belediyesi’nin görev alanı içerisinde yer alıyor. Deniz ulaşımı en ucuz ulaşım yollarından. Eski Belediye Başkanı Adem Dalkılıç zamanından beri bu konu gündemde. Aslında İstanbul’a deniz ulaşımı iyi bir alternatif olabilir. Deniz ulaşımını kullanan il ve ilçeler var. Deniz ulaşımı kesinlikle olmalı.
Süleymanpaşa Belediye Başkanı aynı zamanda Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin Meclis üyesi. Halkın taleplerini gözeten kentin ihtiyaçları doğrultusunda oluşturacağımız veri tabanı ile deniz ulaşımı konusunda gelen önerileri Büyükşehir Meclis’inde mutlaka dile getirip, o projenin hayata geçmesini isteyeceğiz.
‘DEPREM AYNI ZAMAN DA BİR ŞANS’
Depreme ayrı bir hassasiyet gösteriyorsunuz…
Deprem bizim için büyük bir risk ama aynı zamanda bir şansta. Çünkü kentsel dönüşüm ile kentin silueti ile ilgili düzenletme yapma ve halkın güvenli binalarda yaşama şansı var. Özellikle eski kent merkezi dediğimiz bölgesinde çok çarpık bir yapılaşma var, bu binaların çok önemli bir bölümü riskli binalar. Bunu başarmamız lazım ama bunu başarırken bunun için de ekonomik güç gerekiyor. O ekonomik gücün nasıl elde edileceği de oluşturduğumuz ekonomik kalkınma modelinde planlanmış durumda.
‘MAJÖR HATALAR YAPMAZSAK SÜLEYMNAPAŞA BİZİM’
Biraz da siyaset ile ilgili konuşalım. Süleymanpaşa için CHP’den 9 aday adayı bulunuyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
9 tane aday adayı parti için bir kazançtır. Neden her aday adayının çalışması aynı zamanda partinin bir çalışması oluyor. Partinin vizyoner tanıtımı da söz konusu oluyor. Hangi metot kullanılırsa kullanılsın burada liyakat sahibi iddiası olan vizyonu olan kişi aday olarak gösterilecektir. Bu konuda da ben iddialıyım. 9 aday ya da 10-15 aday olmasına ben bir mahsur görmüyorum.
Süleymanpaşa’yı AK Parti’den alabileceğinizi düşünüyor musunuz?
Yüzde yüz. CHP, biliyorsunuz 2014 ve 2019’da kendi majör hataları yüzünden seçimi kaybetti. Burada bu dönem bunun tekrarlanmayacağını ümit ediyoruz.
‘PARTİ İÇİNDEKİ BARIŞI VE BİRLİKTELİĞİ SAĞLAYACAK EN DOĞRU KİŞİ BENİM’
Az önce iddialı olduğunuzu belirttiniz. İddianızın arkasındaki temel motivasyon nedir?
Parti içindeki barışı ve birlikteliği sağlayacak en doğru aday adayı olduğuma inanıyorum. Çünkü gruplarla hiç bağlantım olmadı bugüne kadar. Partimin adayı oldum. Çünkü bizdeki gruplar; siyasi nitelikli gruplar değil, kişilerin liderlik yaptığı kişilerin etrafında oluşan gruplar oluyor ve bu da çekişmeye yol açıyor. Bir taraf kazandığında diğer taraf küsüyor. Bu küsme parti içine yansıyınca seçimi kaybetme olanağı ortaya çıkıyor. O anlamıyla da herhangi bir grup içinde yer almadığım için; Tekirdağ özelinde birleştirici, onarıcı, seçim kazanıcı özellikleri taşıdığım için en önemli aday adayı olduğumu düşünüyorum.
Son olarak yeni yılın ilk günündeyiz. 2024 için temenniniz nedir?
Bir kere cumhuriyetimizin 100. Yılını 100. Yıla yakışır bir şekilde kutlayamadık. Tekirdağ özelinde söylüyorum, kutlama programlarındaki eksikliklerden kaynaklanıyor. 101’inci yılında yapabileceklerimizi yaptık. 100. Yılda daha kapsamlı, daha planlı, daha görkemli bir 100. Yıl olmasını isterdim.
İkincisi 6 Şubat çok büyük bir etkiydi. Çok ciddi çok derin izler yaşadık. Terör eylemlerinde şehit olan insanlarımız oldu. Bu nedenle de ağız tadıyla 100. Yılımızı kutlamayamadık. Deprem bir taraftan ekonomik kriz bir taraftan şehit haberleri bir taraftan 2023’teki o özel 100. yıl vurgusunu ön plana çıkaramadık.
2024 yılında bunların hiçbirisinin olmamasını istiyorum. Felaketsiz bir yıl olsun, ekonomik krizin etkileri bir an önce geçsin. Biz, insanları, daha mutlu daha güler yüzlü hale getirelim. Terör eylemleri bitsin, hiç şehit haberi gelmesin. Halkımız mutlu, esenlik ve sağlık içinde ve umutla yarına bakar bir halde 2024 yılını tamamlasın. /ELÇİN YILDIRAL