DOLAR 18,6347
EURO 19,5081
ALTIN 1.070,45
BIST 4.967,48
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 11°C
Çok Bulutlu
Tekirdağ
11°C
Çok Bulutlu
Cts 13°C
Paz 13°C
Pts 13°C
Sal 12°C

17.11.2022
A+
A-

Trakya’da yürütülen ağır sanayi ve tarım faaliyetleri, hızla artan nüfus, denetimsizlik, bilinçsiz su tüketimi gibi etkenler yer altı su kaynaklarının hızla tükenmesine yol açarken;  yer üstü su kaynaklarının ise değerlendirilmek yerine boşa akıp gitmesine seyirci kalınıyor. 

Tarım ve sanayi bölgesi olması Trakya’da yer altı su kaynaklarının aşırı tüketimine yol açarken, bu özellikleri nüfus artışını da beraberinde getiriyor. Türkiye nüfusunun yüzde 20’sinin yaşadığı Trakya’da içme ve kullanma suyu ihtiyacı her geçen gün büyüyor.

Öte yandan bir başka tehlikede bölgede kendisini iyiden iyiye hissettiriyor. Adım adım gelen kuraklık artık rakamlara daha net yansıyor.  Trakya’da ekim ayında yağış ortalaması metrekareye 50-60 kilogram iken bu yıl sadece 1 kilogram yağış düştü.  Dolayısıyla yer üstü ve yer altı su kaynakları yeterince beslenemedi.

Trakya’da yaşanılan başka bir sorun da yer altı sularına olan bağımlılık!  Bu bölgede,  yüzde 96 olan yüzeysel sular yerine, sadece yüzde 4 oranında olan yer altı su kaynakları kullanılıyor. Plansızlık programsızlık gibi etkenler nedeniyle ise yüzeysel sular boşa akıyor. Uzmanlar, yüzde 85’i tükenen yer altı su kaynaklarına olan baskının azaltılarak, bir an evvel yüzeysel su kaynaklarının kullanımına geçilmesi konusunda uyarıyor. Devletin, bölgede acilen baraj ve yapay göletlerin inşasına hız vermesi gerektiğini ifade eden uzmanlar, bu girişimlerin yanı sıra zihniyet değişiminin önemine de vurgu yapıyor.

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) Ziraat Fakültesi Biyosistem Mühendisliği Arazi ve Su Kaynakları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halim Orta, Trakya yöresinde tahminlerimize göre yaklaşık olarak 3,5 milyar metreküp su rezervinin olduğunu;  2,8 milyar metreküpünü yerüstü sularından, sadece 0,4 milyar metreküpünün ise yer altı sularından meydana geldiğini,   0, 3 metreküpünün de Tunca ve Meriç’ten gelen rezervin oluşturduğunun bilgisini verdi.

Trakya’da 2,8 milyar olan yer üstü sularının akıp giderken, sadece 0,4 milyar metreküp olan yer altı sularının yıllardır kullanıldığına dikkat çeken Orta, “Çorlu-Çerkezköy-Lüleburgaz-Muratlı dörtgeninde aşırı su kullanan ve suyu kirleten tekstil sanayisini kurduk. Buralar geliştikçe nüfus artışı yaşandı. Belediyeler, artan nüfusun su ihtiyacını karşılayabilmek için yeni alt yapı sistemleri kurdu. Bunun yanında çiftçinin de tarlasını sulaması gerekiyor. Tüm bu faaliyetler yıllardır yer altı suları kullanılarak yürütülüyor” dedi.

    ‘YER ALTI SULARINI BESLENMESİNİN 3 KATI FAZLA KULLANIYORUZ’

Yer altı sularının kuzeyden Istrancalar güneyden Ganoslardan gelerek,  Meriç Ergene havzasında depolandığını kaydeden Orta,  “Sanayicisi, çiftçisi, belediyesi, vatandaşı hep bu suyu kullandık” diyerek, başka bir noktaya işaret etti: “Bizler, yeraltı sularını beslenmesinin üç katı fazla olarak kullandık. Yani; yer altı suları 0,4 milyar metreküp beslendi, biz 1,2 milyar metreküp suyu yer altından çektik.”

Bu durumunda yer altı sularının derine inmesine yol açtığını söyleyen Orta, “30 yıl önce 70-80 metre olan su tablasının 400-450-500 metreye kadar indi. Korkunç derecede tükettik ve tüketmeye devam ediyoruz” diye konuştu.

‘TRAKYA’DAKİ EKŞİ KOKUNUN SEBEBİ BU!’

Orta, “ Tüketmekle kalmadık, çektiğimiz suyu sadece bir proseste kullandık. Bugün Fransa, ABD ve benzeri ülkeler 17-18 proseste su kullanıyorlar. Kullandıktan sonra doğal yatağına geri veriyorlar.  Biz ise suyu aldık tek bir proses de kullandık. Berbat biçimde kirlettik. Sonra Ergeneye saldık. Nerden anlıyoruz bunu? Ergene nehrinin debisi normal koşullarda ağustosta 2 metreküp saniye akar bugün bu 10 metreküpün üzerindedir. Yani artık Ergene nehri kolektör haline dönüştü. Bir nehir değil kolektör. Trakya’da artık her yerde ekşi bir koku olmasının nedeni bu!”

Avrupa ülkelerinde yer altı sularının kendilerinden sonraki nesillere bırakılacak doğal miras olarak kabul edildiğini dile getiren Orta “Zor zamanlar için saklanır. Rezervinden fazlası çekilmez. Beslenmesinden fazlası çekilmez” sözleriyle yer altı su kaynaklarının gördüğü değere işaret etti.

‘YER ALTI SULARI HALKIN SAĞLIĞINI TEHDİT EDER NOKTADA’

Prof. Dr. Orta, yer altı sularının halk sağlığını tehdit eder noktaya geldiğine de dikkat çekti. Nitrit başta olmak üzere ağır materyallerin yeraltı sularına karıştığını belirten Orta, bir an önce yer üstü su kaynaklarının kullanımına geçilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Orta şöyle devam etti:  “Yaptığımız çalışmalara göre Trakya’da binin üzerinde baraj ve gölet yapılabilecek alan var. Ama mevcut baraj ve göletlere baktığımızda 3-5 taneyi geçmiyor. Yerüstü su kaynaklarını geliştirmedikçe Çorlu’da örneğin deri organizasyon sanayi içinde 100 tane var. Bu fabrikaların her birinin iki üç kuyusu bulunuyor. Üç fabrika bir araya gelse hemen yanı başlarına bir gölet inşa edilse hem daha ucuza su elde edecekler hem de yer altı su kaynakları üzerinde baskı azalmış olacak.”

‘SU AKAR TÜRK BAKAR’

Devletin de mutlaka kamulaştırma yoluyla yer üstü su kaynaklarını inşa etmesi gerektiğine vurgu yapan Orta “Ama edilmiyor! Bunu sadece ekonomik etkenlerle açıklayamayız. Mantalite meselesi daha çok!  Ben şunu söylerim; toprağını suyunu koruyamayan hürriyetini ve zürriyetini de koruyamaz. Su ekonominin üzerinde olan  hayati bir kaynak.  Yerüstü sularımızı bireysel hareket etme tutkusu nedeniyle kullanmıyoruz. Planlayıcı ve yatırımcı kuruluşların devreye girmemesi bu konuda devlet politikalarının yeterince üretilmemesi gibi etkenler söz konusu. Tamamen koordinasyonsuzluk.  Ne yazık ki “Su Akar Türk Bakar.”

Bir kere farkındalığı en tepedeki idarecisinden en altındaki su kullanıcısına kadar sağlamamız lazım. Nedir bu farkındalık;   zannedildiği gibi su dediğimiz doğal kaynak her istediğimiz zamanda her istediğimiz mekânda her istediğimiz miktarda, her istediğimiz kalitede ve her istediğimiz bedelle ulaşılabilecek bir kaynak değildir. Su yaşamın olmazsa olmaz bir numaralı öğesidir. Dünya kurulduğundan itibaren sadece suyun olduğu yerlerde yaşam oldu. Doğaya karşı mücadele olmaz doğaya rağmen yaşam olmaz. Bir an önce aklımızı başımıza alarak bundan vazgeçmeliyiz”

‘MİLLİ KURAKLIK MERKEZİ KURULMALI’

Derhal su, ülke politikası haline getirilmeli. Israrla önerdiğim Milli Kuraklık Merkezi kurulmalı. Bu merkezde sosyolog, psikolog, veteriner, doktor, biyolog, kimyager, ziraat mühendisi gibi alanına uzman kişilerden oluşturulmalı. Burada yapılan çalışmalar merkezi hükümete sunulmalı. Bunun, komşu ülkelerle hatta kıtalar düzeyinde organize edilmesi gerekiyor.”

Namık Kemal Üniversitesi Çevre Mühendisliği Fakültesi Dekanı Prof. Lokman Hakan Tecer de Trakya’da yüzeysel ve yer altı su kaynakları üzerindeki baskıyı rakamlarla gözler önüne serdi.

Su kaynaklarının yüzde 96’sını yüzeysel su, yüzde 4’ünü ise yer altı sularının oluşturduğunu belirten Tecer,  su tüketiminin ise bu oranların üzerinde olduğuna dikkat çekti: “Ergene Havzası, Türkiye genelindeki düşen yağışlara baktığımızda Türkiye ortalamasının üzerinde yağış alıyor. Türkiye’de günlük ortalama yağış 633 bin metreküp iken;  Ergene’de 650 bin metreküp yağış alıyor. Ancak madalyonun öbür yüzüne baktığımız zaman Türkiye’de kişi başına düşen ortalama yıllık yağış miktarı 1500 iken Ergene Havzası’nda bu rakam 650’lere kadar düşüyor. Türkiye ortalaması kadar bir yağış almasına rağmen buradaki nüfus yoğunluğu ve kullanımdan kaynaklanan baskılar nedeniyle kişi başına düşen yağış miktarı Türkiye ortalamasının neredeyse üçte biri mertebesine kadar düşüyor. 4’lük kısmı ise yer altında su kaynakları olmasına rağmen çelişkiye bakın ki bu bölgede kullanılan suların büyük bir çoğunluğu da yeraltı suları.”

‘YER ALTI SULARINA OLAN BAĞIMLILIK SONA ERMELİ’

Trakya’da yer altı su rezervinin yüzde 80’ini sulama, içme- kullanma suyu sağlama ya da sanayi amaçlı kullanıma tahsis edildiğini ifade eden Tecer, Tekirdağ’ da yer altı sularının yüzde 8’i, Kırklareli’nde 50’ye yakını Edirne’de ise yüzde 80’ine yakını tarımsal sulama amacıyla kullanıyor. Sanayi ve içme suyu amaçlı kullanım ise Edirne’de yüzde 20,  Kırklareli’nde yüzde 50, Tekirdağ’da ise yüzde 92 oranında kullanılıyor. Kullanım miktarı beslenme miktarından daha fazla. Ergene havzasını komple düşündüğümüz zaman bir birim beslenme varsa 1,26 birim görüyoruz. Yüzde 25 daha fazla tüketiyoruz” diye konuştu.

Artık yer altı sularını rezerv olarak kullanılmaması gerektiğinin altını çizen Tecer,  yer altı sularına olan bağımlılığın bitirilmesi gerektiğini söyledi.  Alternatif su kaynaklarına yönelmenin zorunlu olduğunu dile getiren Tecer, “Baraj ve yapay göletler inşa edilmeli” dedi.

Tecer şöyle devam etti: “Organize Sanayi Bölgeleri kendi sularını bu yapay göllerden yağmur sularını biriktirerek oluşturabilir. Ama bunlar maliyettir. Yer altı sularından suyu temin etmek ve kullanmak maliyeti ile yüzeysel sulardan tüketmek ve kullanmanın maliyeti arasında büyük bir fark var.

İkincisi,  tarımda modern sulama sistemine geçilmesi lazım. Vahşi sulamaya son verilmeli, susuz tarım yaygınlaştırılmalı. Yeraltı sularının yüzde 80’i tarıma gidiyor. Türkiye’nin pirinç deposuyuz en fazla su tüketen bir ürün. Daha az su tüketen bir tarım modeline geçmeliyiz.  Susuz tarım yapılabilecek alanlar açmalıyız.  Bu süreç uzun. Bugün başlarsak belki 5yıl bekli 20 yıl sonra etkilerini görebileceğimiz adımlardır.

Üçüncü olarak suyun geri kullanımının sağlanması gerekiyor. Bu da çok sloganik bir öneridir. ‘Yağmur hasadı yapalım, ya da fabrikalarda atık sular arıtılsın tekrar kullanılsın önerisi’  hem maliyet hem zaman hem organizasyon işidir.

 

 

‘ÇEVRE BİLİNCİ OLUŞTURULMALI’

Ama her şeyden evvel bir zihniyet değişimine ihtiyacımız var.  Bölgede yaşayan insanlar olarak, sanayici ve tarımla uğraşan çiftçilerimizin bir zihniyet değişimine ihtiyacı var. Yeşili sevelim, doğamızı koruyalım duygusallığından çıkmamız gerekiyor. Artık bir çevre bilincini oluşturmamız lazım. Devlet ne kadar politika oluşturursa oluştursun, ne kadar ceza uygulanırsa uygulansın eğer sanayicimiz zihniyetinde ‘parayı buradan kazanıyorum, bu bölgenin çevresel değerleri hepimizin ortak geleceği dolayısıyla korumalıyım. Kirletmemeliyim az kazanmalıyım ya da bunun maliyetini ürüne de koyabilirim’ demediği sürece bütün bu düzenlemelerin, politikaların, yaptırımların bir anlamı yok. Topyekûn bir zihniyet değişimine ihtiyacımız var.

Çiftçi -sanayici gelen felaketin farkında ancak eyleme dökemiyor. Çifti yarın ekin ekemeyeceğini düşünmüyor. Çünkü o gün geldiğinde ben yaşar mıyım yaşamaz mıyım zihniyetinde. Sanayici de 4 tane kuyum var,  bu sular bana yeter’ diye düşünmek yerine ‘bu dünyada ben geçiciyim, çocuklarım ve çocuklarımın çocukları gelecek ama benim ödemediğimi maliyeti onlar ödeyecekler hem de çok daha ağır bir şekilde ödeyecekler’  diye düşündüğü zaman biraz daha az kazanayım önemli değil ama suyu tüketmekten de vazgeçeyim noktasına gelecektir.”  Zihniyet dönüşümü olursa insanlar ekonomik kaygılardan da kurtulurlar.”

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.