DOLAR 18,6394
EURO 19,6178
ALTIN 1.063,67
BIST 4.954,04
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 14°C
Çok Bulutlu
Tekirdağ
14°C
Çok Bulutlu
Per 16°C
Cum 17°C
Cts 18°C
Paz 16°C

Süslü sözler değil; meslek onurlarının korunmasını istiyorlar 

Süslü sözler değil; meslek onurlarının korunmasını istiyorlar 
24.11.2022
A+
A-

OECD ülkeleri arasında öğretmenlere en az ücret veren 5’inci ülke olarak yer alan Türkiye’de, öğretmenler maddi zorlukların yanı sıra hükümet politikaları yüzünden mesleklerinin değersizleştirilmesinin hayal kırıklığını ve öfkesini de yaşıyor.

Türkiye 1816 saat yıllık çalışma süresiyle OECD ülkelerinde lider konumunda olmasına rağmen maaş yönünden ne yazık ki son sıralarda yer alıyor.  En çok çalışan öğretmenler Türkiye’de olmasına rağmen en düşük maaş yine Türkiye’de.

Türkiye, OECD ülkeleri arasında öğretmene en az ücret veren 5’inci ülke olarak yer alıyor. Türkiye’de bir öğretmen aylık 560 euro maaş alıyor. Ancak bu tutar Almanya’da 5500 Euro iken Lüksemburg’da 10.000 Euro. Tablo bu iken; Türkiye’de öğretmenlerin aldığı o düşük ücretten bir de vergi kesintileri oluyor. Böylece alınan ücret açlık sınırına dayanıyor.

Ekonomik zorlukların bel büktüğü noktada bir de  Öğretmenlik Meslek Kanunu ve Kariyer Basamakları Sınavı eklendi öğretmenlerin sırtına. Öğretmenleri kategorize eden bu sınavın yarattığı moralsizlik ile de mücadele etmek durumunda kalan öğretmenler her şeye rağmen, meslek onurlarına sahip çıkmak,  mesleğini hakkıyla yerine getirebilmek ve gelecek yetiştirebilmek için elinden geleni yapıyor.

 

Sınıf öğretmeni Rıdvan Dırak:

ÖĞRETMENLER GÜNÜNDEKİ SÜSLÜ SÖZLER MESLEĞİMİZİN DEĞERİNİ BELİRLEMİYOR MAALESEF  

Öğretmenleri sınavla ölçmek çok komik!  Sınava fizik, beden, resim, Türkçe, İngilizce yani her branştan öğretmen girecek. Aynı sorulara yanıt vererek alanlarında uzman olacaklar. Böyle bir şey olabilir mi?  35 yıllık öğretmen neyin uzmanı olacak ki! Kanun bizim isteklerimizi kesinlikle karşılamıyor. Biz diyoruz ki meslek onurumuz, çocukların geleceği. Öğretmenler günündeki süslü sözler mesleğimizin değerini belirlemiyor maalesef.

Rıdvan Dırak mesleğe Erzurum’un Çad ilçesinde Taşovalı köyünde başlamış. 1987 yılında 108 öğrenci ile köyün tek öğretmeni olarak atıldığı meslek hayatında öğrencilerini yetiştirmenin yanı sıra öğretmenlik mesleğinin daha iyi şartlarda icra edilmesi için sendikal mücadelenin içinde yer aldı. Tekirdağ Eğitim İş 1 No’lu Şube Sekreteri olan Rıdvan öğretmen Şehit Halil Tuna Akgöz İlkokulu’nda sınıf öğretmenliğine devam ediyor.

Mesleğe başladığı o ilk yılları anlatarak söze başlayan Rıdvan öğretmen şöyle devam ediyor: “Erzurum’un Çad İlçesi’ne bağlı Taşovalı Köyü ilk görev yerimdi. 108 öğrencisi vardı köyün, ben tek öğretmendim. Öyle bir köy düşünün ki 4’üncü 5’inci sınıfa gelmiş öğrenciler okuma yazma bilmiyorlardı. 1-2-3-4-5’inci sınıf öğrencileri bir arada ders yapıyordu. 8 yıl çalıştım bu köyde ve bu süreçte iki öğretmen daha atandı.  8 yılın sonunda okuma yazma bilmeyen öğrenci kalmamıştı. 1’inci sınıfları ayrı bir şube haline getirmiştik. Eğitim kalitesini gittiğim okulda arttırdığımı düşünüyorum. Zor günlerdi ama gençliğin verdiği enerji vardı. Şimdi o döneme baktığımda mutluluk duyarım”

35 yıllık öğretmenlik hayatında öğretmen Rıdvan Dırak’ın hiç değişmediğini söyleyen Rıdvan öğretmen, ilk günkü heyecanı yaşamaya devam ettiğini belirterek, “1987 yılında nasıl öğretmensem şimdi de öyleyim; öğrencilerimle sevgi temelli iletişim kuruyorum. Onlar benim için çok kıymetli, velilerim benim için çok kıymetli” diyor.

‘MESLEĞE VERİLEN DEĞERİ O MESLEĞİN EKONOMİK GETİRİSİ BELİRLİYOR’

Dırak, öğretmenlerin ekonomik anlamda ise iniş çıkışlarının çok olduğunu söylüyor: Mesleğimizin ilk dönemleri ekonomik açıdan iyi değildi. Daha sonra 2000’li yıllarla birlikte ekonomik olarak rahatladık. Ev, araba sahibi olabildi arkadaşlarımız. Son iki üç yıldır ise ekonomik olarak çok büyük çöküş içerindeyiz. Alım gücümüz çok kötü.

Bunu dolarla kıyasladığımızda 1100 dolarlardan 550 dolara gerilemiş bir öğretmen maaşı var. Şu anda mesleğe yeni başlaşmış öğretmenler 8-9 bin TL civarında maaş alıyor, 20 yıllık öğretmenlerin aldığı maaş 10 bin -10 bin 500 gibi. Kiralar; Tekirdağ’da 100’üncü yıl mahallesinde 5 bin TL, Hürriyet mahallesinde 6-7 bin TL civarında.  Ulaşım giderleri ciddi. Arabalarımıza yakıt alırken düşünecek durumdayız” diyerek özetliyor değişimi.

Öğretmenlik mesleğine verilen değeri ise o mesleğin ekonomik getirisinin belirlediğini ifade ediyor Rıdvan öğretmen ve nedenini şu sözlerle açıklıyor:  Türkiye’deki meslek değerlendirmelerinde ekonomi ciddi bir kıstas. İnsanlar hangi mesleği yapıyorsunuz diye sorduğunda o mesleğin ekonomik getirisi çok ise değeri de bence çok oluyor. Öğretmenin kıymetli olabilmesi için ederinin karşılığının da olması gerekiyor. Tüm meslekler aldıkları ücret ile karşılık buluyorlar. Yeni atanan bir öğretmene ev kiralanırken ev sahibi düşünmek zorunda kalıyor. Aldığı maaşla kirayı ödeyebilecek mi? diye.

Biz evde 4 öğretmeniz. Ben uzman öğretmenim, eşim uzman öğretmen, ikiz kızlarım var biri; Hakkâri Şemdinli’de geçen yıl göreve başladı sözleşmeli öğretmen olarak, diğer kızım da Tekirdağ’da ücretli öğretmenlik yapıyor. Ücretli olarak çalışan kızımın mesleki garantisi yok, asgari ücretin altında maaş alıyor. Devlet çocukları emanet etiği bir öğretmene asgari ücretin altında ücret ödüyor bu enteresan bir durum! Okula giderken elinde sandviç paketleri ile gidiyor. Aynı zamanda gidiş geliş  ücreti var. Ekonomik olarak kendine yetemiyor.

Hakkâri ‘deki kızım ara tatilde Tekirdağ’a geldi. Uçak biletini ben gönderdim. 1.500 lira ev kirası veriyor. Bin liranın üzerinde yakıt parası ödeyecek. 4 bin liraya yakın apartman giderleri ödeyecek.  Isınması ve oturduğu evin giderleri 1500 lira, kirası 1500 lira ayda 900 lira Şemdinli’den köydeki okuluna gediş geliş servis parası! Nasıl olacak?

 

 

‘İSTANBUL’A BİLE GİDEMİYORUZ’

Bir öğretmen sınıftan içeriye girerken, evin kirasını ulaşım giderlerini düşünmemeli. Marketten neyi alırım,  peynir nerede ucuz, domates nerede ucuz bunu düşünmemeli. Bir öğretmen sınıfa girdiğin de ekonomik anlamda daha rahat olarak dersini yapmalı.

Ben 35 yıllık öğretmenim. Tekirdağ merkezde çalışıyorum. Öğretmeler odasında öğretmenlik mesleği bile konuşulmuyor ki artık!  20 yıl önce bu soru nasıl çözülür, öğrencinin davranışı nasıl düzeltilir? diye konuşurken; bugün öğle yemeğinde nerede ne ucuz, sen hangi marketten ucuz alış veriş yaptın,  ne getirdin yemek için yanında? gibi konular konuşuluyor.

Öğretmenler artık tiyatroya, sinemaya gidemiyor. Biz 5 kişiyiz ailede ikişer lahmacun yediğimizde ayran içtiğimizde 400 TL para ödüyoruz.  Öğretmen kendini nerede geliştirir;  öğretmen kitap almalı, sinemaya gidebilmeli tatile çıkabilmeli, yurt dışına gidebilmeli, ama öğretmen İstanbul’a gidemiyor.”

‘HÜKÜMETİN PARAM YOK SÖZÜNE İNANMIYORUM’

Ben hükümetin param yok sözlerine inanmıyorum. Yani hükümet istediği kitleye parayı verebiliyor. Hangi kitleyi koruması gerekiyorsa o kitleyi koruyabiliyor. Ücretliler olarak bizlerin açlık sınırında yokluk sınırında ücretlerle geçinmesi çok zor. Öğretmenler günündeki süslü sözler mesleğimizin değerini belirlemiyor maalesef.”

Rıdvan öğretmen hükümetin eğitime ayırdığı bütçeyi ise şu örnekle gözler önüne seriyor: Geçen günlerde çok sevdiğimiz bir amcamızı kaybettik. 100’üncü yılda yeni yapılan camiden kaldırıldı cenazesi.  Cami çok güzel,  pırıl pırıl mermerleri halıları… mis gibi kokuyor tertemiz huzur veren bir ortam, beğendim. Ama bir de öğrencilerimle baş başa olduğum okullara bakıyorum; ilkokulların tuvaletlerinde yarıdan çoğunluğunun tuvalet kâğıdı yok, peçete yok sabun yok. Kapıları kırık, pisuvar çalışmıyor… niye yeni okul yapılmıyor ki? İstenirse yapılır!

100’üncü yılda çalıştığım okulda şu anda öğrencilerimle birlikte saat 13:50’de derse başlıyorum 18:40’ta ders bitiyor. Karanlıkta çıkıyoruz. 6 yaşında 7 yaşındaki çocuklar karanlıkta okuldan çıkar mı?  Yani yeni okullar yapılması gerekiyor.

Özel okullarla ilgili son dönemde gözlemlediğim bir şey var, genç öğretmenler kendi çocuklarını özel okullara göndermeye başladılar. Sorun ne diye sorunca sorun eğitimin kalitesi değil; kendince ve haklı olarak şunu diyor: ‘ben 08:00-17:00 okulda çocuğunun güvenli bir ortamda eğitim almasını istiyorum’ hijyenik bir okul istiyor,  güvenli bir okul istiyor. Kendi çalışıyor eşi çalışıyor çocuk tam gün bile olsa 14:00’te eve gelecek o saatten sonra çocuğu nerede olacak, kim bakacak?  Bakıcı gerekli! Bu konfor devler okullarına da sağlanmalı,  sağlanır da istenirse!

‘35 YILLIK ÖĞRETMEN NEYİN UZMANI OLACAK!’

“Öğretmenlik Meslek Kanunu” ile ilgili düşüncelerini de paylaşan Rıdvan öğretmen  “ Bu kanunun tek artısı 3600 ek gösterge” olduğunu belirtiyor. Kariyer Basamakları Sınavı ile ilgili ise “35 yıllık öğretmen neyin uzmanı olacak ki!” diyerek tepkisini dile getiriyor.

Öğretmenleri sınavla ölçmek çok komik!  Sınava fizik, beden, resim, Türkçe, İngilizce yani her branştan öğretmen girecek. Aynı sorulara yanıt vererek alanlarında uzman olacaklar. Böyle bir şey olabilir mi? Her öğretmen uzmandır. Öğretmenlik bir ihtisas mesleğidir. Eğitimlerimiz buna göre aldık. Ben sınıf öğretmeniyim, bu alanda eğitim aldım. Fizik öğretmeni o alanda eğitim aldı.

Bir de işin maddi boyutu var; Bir taraftan sınava karşıyız ama diğer yandan uzman olununca verilecek olan 2000 TL ücret öğretmen için önemli. Çünkü öğretmen evini geçindirmek, çocuklarını iyi şartlarda yetiştirmek zorunda.”

Eğitim İş Sendikası’nın ÖKM ile ilgili çalışmalar başladığı günden beri olayın içinde olduğunu belirten Rıdvan Öğretmen, TBMM Milli Eğitim Komisyonu’nda yaşanan “parmak sallama” olayını hatırlatıyor.

Eğitim İş Genel Başkanı Kadir Özbay, “Buna taslak bile denilmez, bu bir karalamadır” demiş, AK Partili Zehra Taşkesenlioğlu ise parmak sallayarak “Karalama diyemezsin” diyerek karşılık vermişti.  Özbay ise “Öğretmene parmak sallayarak konuşmak sizin geleneğiniz olabilir. Ama öğretmene parmak sallanmaz” diyerek tepkisini dile getirmişti.

Rıdvan öğretmen de, “Evet öğretmene parmak sallanmaz!” diyerek Kadir Özbay’ı destekliyor.    Beklenti içinde olunan bir kanun böyle olmamalı. ÖMK’na ihtiyaç var ama gerçek bir ÖMK’na ihtiyaç var. 12 maddeden oluşan bize getirisi olmayan bizi sınava sokan bir kanuna ihtiyacımız yok bizim. Şu anda bizim meslek onuruna ihtiyacız var, ekonomik anlamda para kazanmaya ihtiyacımız var. Kanun bizim isteklerimizi kesinlikle karşılamıyor. Biz diyoruz ki meslek onurumuz, çocukların geleceği.

‘BİZ GİZLİ DEĞİLİZ Kİ TROL OLALIM’

Birileri öğretmene parmak sallıyor, ‘trol’ dendi sosyal medyada trol demek gizli demek; biz gizli değiliz ki,  ben öğretmen Rıdvan Dırak sıfatıyla yüzlerce tweet attım, sosyal medyadan yazdım. Geçen hafta genç öğretmenimiz derdini anlatmak için çiçeklerle karşılıyor Milli Eğitim Bakanını.  Bakanımız yüzüne bile bakmıyor. Çok çok acı bir durum. İşte meslek onuru budur. Öğretmene böyle davranılır mı?

Ancak Mücadele bitmedi.  Eğitim iş sendikası mücadeleyi büyüterek devam edecek. Film değil bu dizi, ve daha bitmedi! Sonuna kadar gideceğiz.

Güzel Sanatlar Lisesi Öğretmeni Hülya Çakar Yıldırım: 

TALEPLERİMİZ KARŞILANMALI, SORUNLARIMIZA KALICI ÇÖZÜMLER ÜRETİLMELİ

Tekirdağ Eğitim Sen Şube Sekreteri Hülya Çakar Yıldırım: “Her 24 Kasım günü öğretmenliğin kutsallığından, onurlu bir meslek olduğundan söz edilmesinin bir çözüm üretmiyor.  Bir milyonu aşkın eğitim ve bilim emekçisinin yaşadığı ekonomik, sosyal ve mesleki sorunları çözmek için yıllardır adım atmayanların, gerçek sorunlarımızı görmezden gelenlerin her yıl aynı cümlelerle tekrarladıkları bildik nutuklarını daha fazla dinlemek istemiyoruz.”

Eğitim Sen 24 Kasım Öğretmeler Günü’nün 12 Eylül Darbesi’nin bir ürünü olduğunu belirterek,  bu günü ilkesel olarak öğretmenler günü olarak kabul etmiyor.  Tekirdağ  Eğitim Sen Şube Sekreteri Hülya Çakar Yıldırım bu durumu şu sözlerle açıklıyor: “ Uluslararası anlamda ‘5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’ tüm dünya öğretmenlerinin aynı anda kutladığı bir gün olmasına rağmen, Türkiye’de 12 Eylül darbesi sonrasında ilan edilen ‘24 Kasım Öğretmenler Günü’ öğretmenlerin en temel ve acil sorunları gündeme gelmeden resmi törenler eşliğinde kutlanacak.

24 Kasım tarihinin, Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Millet Mektepleri Başöğretmenliği’ni kabul ettiği gün olması açısından tarihsel bir gerçekliği ve önemi var evet. Ancak bu durum, ‘24 Kasım Öğretmenler Günü’nün 12 Eylül darbecileri tarafından ilan edildiği gerçeğinin üzerini örtmemeli. 24 Kasım tarihi, bu yönüyle 12 Eylül zihniyetinin ve günümüzdeki temsilcilerinin oluşturmak istediği örgütsüz ve itaatkâr öğretmen profilinin idealleştirildiği simgesel bir gündür.”

Her 24 Kasım günü öğretmenliğin kutsallığından, onurlu bir meslek olduğundan söz edilmesinin bir çözüm üretmediğini belirtiyor Yıldırım ve bu durumdan artık vazgeçilmesi gerekildiğinin altını çiziyor. Yıldırım, “Ülkemizde bir süredir yaşanan ekonomik krizin etkisiyle iş ve yaşam koşullarımız ciddi anlamda ağırlaştı. Yıllardır dile getirdiğimiz temel taleplerimiz karşılanmamış ve yaşadığımız sorunlara kalıcı çözümler üretilmedi.  Bir milyonu aşkın eğitim ve bilim emekçisinin yaşadığı ekonomik, sosyal ve mesleki sorunları çözmek için yıllardır adım atmayanların, gerçek sorunlarımızı görmezden gelenlerin her yıl aynı cümlelerle tekrarladıkları bildik nutuklarını daha fazla dinlemek istemiyoruz. Her 24 Kasım’da öğretmenliğin kutsallığından, ‘onurlu bir meslek’ olduğundan söz edilmesinden vazgeçilmesini ve sorunlarımıza kalıcı çözümler üretilmesi istiyoruz” diyor.

Yıldırım öğretmenlerin sorunlarını şu sözlerle özetliyor: “Eğitim, öğretim ve bilim hizmet alanında yıllardır büyük bir özveriyle görev yapan idari ve teknik personel, memur ve yardımcı hizmetler sınıfında çalışan arkadaşlarımızın durumu çok daha vahim. Eğitim hizmetlerinin yürütülmesinde büyük emekleri olan, ancak diğer eğitim emekçileri ile eşit haklara sahip olmayan bu arkadaşlarımız, kendilerine yüklenen her türlü angaryayı tartışmasız yerine getirmek zorunda bırakılıyor.

 

Eğitimde özellikle son yıllarda esnek, güvencesiz ve angarya çalıştırma uygulamaları belirgin bir şekilde arttı. Ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik, mülakat ve güvenlik soruşturmaları nedeniyle yaşanan sorunlar, 500 bini aşkın işsiz, ataması yapılmayan öğretmenin varlığı gibi temel konuların çözümü noktasında bugüne kadar hiçbir somut adım atılmadı.”

Yapılan uygulamalar ile öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılmasında Milli Eğitim Bakanlığını sorumlu tutan Yıldırım,  “Öğretmenlerimize insanca yaşayabilecekleri, nitelikli hizmet verebilecekleri çalışma ve yaşam koşulları yaratılmalı; bunun için de başta maaşlar olmak üzere mesleki ve özlük hakları insan onuruna yaraşır düzeye yükseltilmelidir” diyor.

Siyasi iktidarın haksız ve hukuksuz bir şekilde OHAL KHK’leriyle ihraç ettiği eğitim ve bilim emekçilerinin işine, ekmeğine, çalışma hakkına ve geleceğine yönelik hukuk dışı tutumlar, 375 sayılı KHK’nın 35. maddesi üzerinden devam ettirildiğini hatırlatan Yıldırım,  KHK’lerle yaratılan haksız ve hukuksuz uygulamalara derhal son verilmesini, meslektaşlarının  tüm haklarıyla birlikte işine ve öğrencilerine kavuşması için gerekli adımların atılmasını istiyor.

Yıldırım Öğretmenlik Meslek Kanunu ise şu sözlerle değerlendiriyor: “Öğretmenler kariyer peşinde değildir. ÖMK ile okullarda iş barışı bozulacak ve öğrenci, veli ile öğretmeni tartıştırır pozisyona düşürecek.  Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK), hala Anayasa Mahkemesi tarafından görüşülüyor.  Öğretmenlerin büyük bir kesimi maddi sıkıntıları sebebi ile desteklemeseler de 19 kasımda ülke genelinde yapılan sınava katıldılar. Bu sınav ile öğretmenler bir kez daha uygulaması ve içeriği ile resmen hakarete uğratıldılar.  “Uzmanlık” ve “Başöğretmenlik” sistemine geçmişten bugüne karşı durduk; durmaya da devam edeceğiz. Çünkü her öğretmen kendi alanının zaten uzmanıdır.”

HÜKÜMETİN DEĞİL, HALKIN ÖĞRETMENLERİYİZ!

Yıldırım şöyle devam ediyor: “Bizler, öğretmenlerin ‘hükümet memuru’ yapılmasını, öğretmen ve yönetici atamalarının siyasi torpillerin gölgesinde yapılmasını değil; nitelikli eğitimin nitelikli öğretmenle mümkün olabileceği gerçeğinden hareketle, çalışma ve yaşam koşullarımızın iyileştirilmesini istiyoruz. Şu çok iyi bilinmelidir ki, dünyanın her yerinde eğitim emekçileri siyasi iktidarlara değil; halka ve öğrencilerine karşı sorumludur. Yıllardır ülkenin dört bir yanında fedakârca görev yaparken, aksi yöndeki tüm politika, uygulama ve dayatmalara rağmen hükümetin değil, halkın öğretmeni olmak için mücadele ediyoruz.

Sadece öğretmenlerin değil, kötü ve sağlıksız koşullarda çalışan; hakları gasp edilen; tamamen hukuksuz siyasi kararlarla ihraç edilen, sürgün ve soruşturmalara maruz kalan bütün eğitim ve bilim emekçilerinin; eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanamayan milyonlarca çocuk ve gencimizin taleplerinin takipçisi olmayı sürdüreceğiz.

Eğitim Sen olarak, bizlere dayatılan her türlü haksız ve hukuksuz uygulamanın, eğitim ve bilim emekçilerinin birleşik, örgütlü mücadelesiyle kırılabileceğine inanıyor, haklarımız ve geleceğimiz için bütün eğitim ve bilim emekçilerini birlikte mücadeleye davet ediyoruz.

Türkçe Öğretmeni Gülden Çavdar Uçak:

OLMASI GEREKEN HAYAT BİZİM İÇİN LÜKS OLDU!

Olması gereken bir hayat, bizim için çok lüks bir hayata döndü. Mesela kitap satın almak bir özgürlük, lüks oldu!  Ama, biz bu işi vatan millet sevgisiyle yapıyoruz ve biz gelecek yetiştiriyoruz. Telafisi olmayan tek şey yapıyoruz insan yetişiyoruz. Sınıf kapısından girene kadar dertlerimiz var mı? Evet!, Mutsuz muyum? Evet! , Öfkeli miyim? Evet! Ama sınıf kapısından girdiğin anda bakan o yüzleri görünce her şey bitiyor.

Gülden Çavdar Uçak 20 yıldır Türkçe öğretmenliği yapıyor.  Aynı zamanda Tekirdağ Türk Eğitim Sen Kadın Kolları Başkanı olarak sendikal faaliyetlerde bulunuyor. 20 yılda öğretmenlik mesleğine olan bakış açısındaki değişime dikkat çekiyor ve şu sözlerle anlatıyor Gülden öğretmen: “Öğretmenin öğretmen olduğu dönemde öğrenciydik, şimdi tam öğretmenliği yaşayalım dediğimiz dönemde; maalesef öğrenci, öğretmenlerin çok çok üstünde hale geldi ve veli değer döngüsünde de değişiklik yaşanıyor.  Bizim annelerimiz ‘eti de kemiği de senin’ derdi öğretmene bu anlayış çok doğru mu değil; tartışılır, ama bu değişim de fazla oldu. Velilerin sözü geçer oldu, ALO 147 gibi bir ucube sistemde veli telefon açıp öğretmene istediğini söyleyebiliyor. Bir meslektaşımız yaşadı, cuma günü İstiklal Marşı Töreni’nin ardından öğretmen üç defa üst üste telefonunu açmadığı için veli tarafından şikâyet edildi. Öğretmen arkadaş ifade vermek zorunda kaldı.  Bu süreçleri yaşarken,  özgür beyinler yetiştirmek noktasında biz evet özgür beyinler yetiştirelim düşündüğünü ifade etsin, korkmadan kendini ifade etsin, araştırsın, sorgulasın ama bu demek değil ki her istediğini söyleyebilsin. Bu noktaya gelindi. Ama öğretmenlik her şeye rağmen çok güzel. Kutsallığı kaldı mı sanmıyorum!”

‘ÇOCUKLARIM BÜTÇE YETERLİ Mİ DİYE SORUYOR’

Ekonomik anlamda yaşadıkları sıkıntıları “Evet para kazanıyoruz doğru, ama alım gücümüz düştü” diyerek açıklayan Gülden öğretmen şöyle devam ediyor:  “Kademe alınca yeşil pasaport alma hakkımız var. Bunu alınca rahatlıkla hatta günü birlik Yunanistan’a Bulgaristan’a hatta sendikamızın düzenlediği Avrupa turlarına çok rahatlıkla çıkabiliyorken, şu anda yaz tatiline gidemiyorum. Neyi tercih ediyorum? Keşanlı olduğum için Erikli’ye günü birlik gitmeyi tercih ediyorum.

Devlet memuru hep borç içerisinde bir şeyler alır, evet bunu kabullendik. Yılladır ev sahibi olmaya çalışıyorum taksitlerini ödeyerek, iki çocuk okutmaya çalışıyorum alım gücümüz artık o kadar çok düştü ki! Çocuklarda o küçücük yaşlarında alabilir miyiz? Bütçemiz el veriyor mu? diye soruyorlar. Bir annenin bir babanın bunu şu anda değil daha sonra alırız demesi kadar zor bir durum yok!

Öğretmen acınacak hal demi öğretmen, özelikle büyükşehirde ise ve eğer bir ev sahibi değilse, anneden babadan destek görmüyorsa evet ne yazık ki acınacak durumda.

‘KİTAP ALMAK LÜKS OLDU’

Yaz tatilinde ara tatillerde çocuklarımızı alıp denize gitmeyi kayak yapmayı bırakın; bir müze gezisi, boğaz turu bile yapamıyoruz. Olması gereken bir hayat, bizim için çok lüks bir hayata döndü. Mesela kitap satın almak bir özgürlük lüks oldu. Kütüphaneden değişim yapıyoruz ya da arkadaşınız aldıysa ondan ödünç alıyoruz.  Bir öğretmenin kitap alamaması buna ayrıca bütçe ayıramaması veya kendini geliştirecek bir sosyal aktivite yapamaması,  tatil planlayamaması, o tatil içerisinde ören yerlerini gezememek…bu çok acı bir durum!

Kılık kıyafet noktasında öğretmen rol modeldir. Öğrenci öğretmen ‘ne giymiş’ der. Ne takmış saçını nasıl yapmış bu önemlidir bizim mesleğimizde. Ama öteliyoruz. İdare eder, çocuğa alayım, Tekirdağ Büyükşehir; su faturalarını ödeyeyim diyoruz.”

 

 

‘BİZ İNSAN YETİŞTİRİYORUZ’

“Bu sorunları yaşarken sınıfta nasıl dikkatinizi verebiliyorsunuz diye sorduğum Gülden öğretmen, “Sınıfa girince tüm sorunların kapının arkasında kaldığını ifade ediyor: “Biz bu işi vatan millet sevgisiyle yapıyoruz ve biz gelecek yetiştiriyoruz. Telafisi olmayan tek şey yapıyoruz insan yetişiyoruz. Sınıf kapısından girene kadar dertlerimiz var mı? Evet! Mutsuz muyum? Evet!  Öfkeli miyim? Evet,  ama sınıf kapısından girdiğin anda bakan o yüzleri görünce her şey bitiyor” diyor.

Öğretmenliğin zorluklarına kadın öğretmen olmanın zorlukları da ekleniyor Gülden öğretmen için. Bunu da şu sözlerle aktarıyor:  “Kariyer sınavı nedeniyle biz bu yaz tatilinin anlayamadık. Bu yaz tatili bizim için çok zordu. Videoları izleyemeye çalışıyorum, ama olmuyor ben bir anneyim, evin işleri oluyor, çocuklar yemek istiyor. Öğretmenlik sadece sınıfta ders anlatmak ya da öğrencilerin ne kadar öğrenip ne kadar öğrenemediğini tespit edip öğrenemediğini telafi etmek değil. O kadar çok iş gücümüz var ki projeleri tamamlıyorsunuz, 29 Ekim gibi törenlere hazırlanmak zamanınızı alıyor. Bunun ön provası var, son provası var…yapacağız elbet bundan asla gocunmuyoruz ama işte toplumun bakış açısı; aman ne olacak ki sabah gidiyor 15:00’te çıkıyor evine geliyor. Eskiler öğretmen bir eş isterdi, ideal eş olarak bakıyorlar çünkü.

‘KADIN ÖĞRETMENLER ÇOK PARÇALANIYOR’

Kadın öğretmen eve zihni dolu gelir hâlbuki!  Hangi meslek eve iş getiriyor. Bırakın dinlenmeyi. Ara tatile girmeden önce yazılı sınav yapıldı. Yazılıları mı okuyayım, ÖMK’na mı hazırlanayım, sonuçları e-okula mı gireyim. Çocuklarımla mı ilgileneyim, evin işleri ile mi uğraşayım, yemek mi yapayım?  Çok aşırı şekilde parçalanıyoruz. “

ÖMK ve Kariyer Basamakları Sınavına  ilişkin ise şu yorumda bulunuyor: “Bu kanunda bizim için en değerli olan 3600 ek gösterge. Çalışan için değil ama emekli olan arkadaşlarımız için emeklilik maaşlarıyla biraz daha yaşanabilir bir hayat sağlıyor. Bu sınav, bursluluk sınavına döndü. Sınavı başarıyla geçenlere ocak ayından itibaren maaşlarına ek ödeme ilave edilecek ama bu emekliliğe yansımayacak çalıştığınız sürece alınacak. Burada müthiş bir hak kaybı var, 10 yıldan önceki öğretmen geçinemiyor, yeni başlayan öğretmen arkadaşları daha vahim durumda.

Bu süreç ne yazık ki;   öğretmenler para istiyor meselesine döndü.  Hakkımızda o kadar çok hakarete varan sözler duyduk ki! ‘siz de doymuyorsunuz paraya! 3 ay yatıyorsunuz; beğenmiyorsanız gidin fabrikada çalışın! Ben de diyorum ki;  Yıllarımı verdim. Benim ailem beni okutmak için yıllarını verdi. Maddi manevi yoruldu. Elbet bir şeyleri ayrımı olmak zorunda.”

Gülden öğretmen kariyer basamakları sınavı yaşanabilecek başka bir tehlikeye de dikkat çekiyor: Velinin öğretmene olan bakış açısındaki değişime! Bu sınav gündeme geldiğinde bizzat bu kulaklar şunu da duydu:  ‘Hangi öğretmen uzman oldu bize o öğretmen verilsin’ bunu diyen veliler var.  Bu sınavı veliye anlatmak da çok zor! Uzmanlık veliye bir şey getirmiyor sadece öğretmene maddi katkı sağlıyor.”

Çözüm olarak ise şunu öneriyor: “Öğretmenlerin maaşlarına iyileştirme yapılacaksa derece kademe dikkate alınarak yapılmalı. Öğretmen 9’a 1 ile başlar; 8’de 1’e geldiğinde bir miktar, 7’de 1’e geldiğinde bir miktar artış yaparak yeni başlayan öğretmenle yeni başlayan öğretmen arasındaki uçurumu da hem kapatmış olursun.

‘ÖĞRETMENLER BİRLİK OLAMIYOR’

Öğretmenlerin birlik olma konusunda başarı sağlayamadığını ifade eden Gülden öğretmen: “Sayısal olarak nicel olarak öğretmenler çok büyük bir kitleyiz. Birlik olmak konusunda biz ne yazık ki başarı sağlayamıyoruz.  Benim gibi gerek sendikal anlamda gerek bireysel anlamda sınava girenler oldu. Çünkü girmek zorundayız, çünkü ben bir anneyim bu sınavı kazanırsam oradan alacağım ek ücretle çocuğumu daha rahat şartlarda okutabileceğim. Ben anne olarak bunu yapmak zorundayım. Bu sınava 600 bin öğretmen girdi, bu öğretmenlerin içerisinde bir tanesi biz uzman olacağız biz ayrışacağız diye düşünmüyor. Sadece ekonomik kaygılar söz konusu.

Mesela iş bırakma eylemi kararı alıyor sendikalar. Ama bir öğretmen sendikaya üye olsa bile bireysel olarak ben iş bırakma eylemine katılamam, önemli bir konu anlatacağım bana etik gelmiyor diyor ve sınıfa girerek ders veriyor.  Çok farklı fikir ayrılığı var öğretmenler arasında.  Bu anlamda birleşemiyoruz. Ama sağlık çalışanlarına bakıyorsunuz, birleşebiliyorlar ve daha kolay elde ediyorlar haklarını. İmrenerek, takdir ediyorum sağlık çalışanların,  biz bunu yapamıyoruz.

16 yıl önce kariyer basamakları sınavı öncesi bütün sendikalar çağrıda bulundu sınava girilmemesi konusunda. O güne kadar girmeyelim denildi ama o gün gelindiğinde böyle olmadı. Geçmişteki bu kötü tecrübeden dolayı hiçbir sendika üyelerine girmeyin diyemedi. 16 yıl önce sınava girmeyen arkadaşlar hak kaybını yaşıyorlar. Şimdi artık yasalaştığı için burada kimse de diyemedi girin ya da girmeyin”

Gülden öğretmen son olarak şu sözleri söylüyor: “Kızdırdığım öğrenciler oldu olacak, veliler oldu olacak!  Şunu anlatmadan geçememeğim, mesleğimin ikinci yılında bir veliye ‘bu çocuk okuyacak yoksa iki elim yakanda’ diyebildim ve o çocuk okudu. Şu anda savcı ve her öğretmenler gününde arar. Bundan daha mutlu olacağımız ne olabilir ki. Bizi bizimle bıraksalar bizi sınıfımızla baş başa bıraksalar biz işimizi yaparız.

Öğretmenlik gönül işi ama kazancım burası! Öğrencilerime özellikle gürültü yaptıklarında çocuklar benim hakkımı gasp etmeyin arkadaşlarımızın haklarını gasp etmeyin susun lütfen devlet bana burada ders anlatmam için maaş veriyor, benim başka kazanç kapım yok ve ben helal lokma yemek istiyorum.  Eve gittiğimde huzurlu olmak istiyorum diyorum.

Bu muydu çözümü, yapılan sınavla maaşımızı iyileştirmek miydi? Hayır! bizim kızgınlığımız bu! Hepimize iyileştirme yapılmalıydı öğretmen geçinebildiği kendini geliştirebildiği sürece faydalı olur bunun için destek bekliyoruz biz bu hükümetten veya sonraki hükümetten.

 

 

 

 

 


YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.