DOLAR 18,8187
EURO 20,4993
ALTIN 1.158,85
BIST 4.752,24
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 10°C
Hafif Yağmurlu
Tekirdağ
10°C
Hafif Yağmurlu
Cts 3°C
Paz 0°C
Pts 2°C
Sal 5°C

ÇALIŞMA UZUN, EMEK UCUZ, YAŞAM KISA

30.12.2022
A+
A-

“Türkiye’de ilk: 200 çalışan haftada 4 gün mesai yapacak.” Haber bu başlıkla verildi. Aksa Akrilik adında bir şirket, 1 Ocak- 31 Mart 2023 tarihleri arasında 3 ay süre ile haftada 4 gün mesai uygulamasını deneyecek. 1450 çalışandan fazla mesai ücreti almayan yaklaşık 200 çalışan uygulamaya tabi tutulacak.
Haber, çalışanlar arasında sevinç yarattı. Zira uzun çalışma saatleri çalışanların en fazla şikayet ettiği konulardan biri.
Çalışma saatleri hep böyle değildi. Zamanla, üretim biçimleriyle, toplumsal isteklerle değişikliğe uğradı.
Sanayi toplumunun egemen olmasıyla, emeğin satın alınabilir bir meta haline giderek daha fazla dönüşmesiyle birlikte çalışma saatleri tartışma konusu olmaya başladı. Üretim sürecinde toplu halde davranma şansını yakalayan işçiler, uzun çalışma sürelerini sorun etti. İşçiler, kapitalizmin şafağında günde 12-14 saat çalışmaya insan sağlığını olumsuz etkiler nedeniyle onay vermediler. Çalışma saatleri, işçiler ve işverenler arasında çetin bir mücadele konusu olmaya devam etti.
19. ve 20. yüzyıl işçi direnişleri, grevleri, isyan ve kalkışmalarının biri ücret hakkındaysa, diğeri fazla çalışmaya olan itiraz nedeniyle gerçekleşiyordu. Nihayet sendikalar, işçi partileri, dernek ve işçi kulüplerinin çabasıyla çalışma saati günde 8 saate indirildi. 1 Mayıs gününün en temel istemi 8 saatlik işgünü üzerine kuruldu.
Sınıfsız toplumu için mücadele eden kuramcılar, politikacılar çalışma saatlerinin uzunluğunu insan haklarına karşı bir eylem olarak görüyor ve mutlaka kısalması gerektiğini öneriyorlardı.
Paul Lafargue, 1883’te yayınlanan Tembellik Hakkı kitabında ücretli çalışmanın kölelik olduğunu ve günlük çalışma saatinin 3 olması gerektiğini öneriyordu.
1884’te sosyalist William Morris, geleceğin “güzel”, dinlenmek için bahçelerle çevrili fabrikalarında çalışanların günde yalnızca dört saat çalışacakları bir dünya hayalinden bahsetti.
Karl Marx’ın da bu eğilimi desteklediğini biliyoruz. Ve çalışma sürelerinin kısalması uluslararası işçi hareketinin temel arzularından biriydi.
1800 ile 1900 yılları arasında, Batı’da ortalama haftalık çalışma süresi yaklaşık 80 saatten 60 saate kadar düştü.
1900’den 1970’lere kadar bu süre giderek daha da kısaldı, ABD ve İngiltere’de yaklaşık 40 saate kadar düştü. Sendika baskıları, teknolojik gelişmeler, maliyet hesabı yapan işverenler ve hükümet mevzuatı uzun çalışmanın egemenliğini giderek aşındırdı.
Türkiye’de İş Kanununda haftalık çalışma süresi 45 saat. Toplu iş sözleşmeler ile bu sürenin 40 saat’e kadar indirildiği işyerleri var.
Günümüzde esnek, uzaktan çalışma biçimleri giderek popüler oluyor.
Covid’den sonra çalışma sürelerinde değişiklik geleceği kesin gibi. Uzaktan çalışma biçimleri deneniyor ve buraya doğru yöneliş var. Covid bunu deneme fırsatı sundu ve çeşitli pratikler tecrübe edildi. Sermaye için karlı bir alan aralanıyor ve teknik araçlar buna imkan sağlıyor.
Tüm dünyada haftada 5 gün olan mesai süresini azaltmak üzerine uygulamalar başlatan şirketlerin sayısı artıyor. Şimdiye kadar İngiltere, Belçika, ABD, Yeni Zelanda, İrlanda ve Kanada’da haftada dört gün mesai uygulamaları bazı şirketlerce deneniyor. Araştırmalar, 4 gün mesai sisteminin üretkenliği ve refahı artırmanın yanı sıra, şirketlerin enerji maliyetlerini de önemli ölçüde düşürdüğünü gösteriyor.
Çalışma Bakanı Vedat Bilgin, birkaç ay önce çalışma sürelerinin önümüzdeki on yıllarda kısalması gerektiğini ifade etti. 25 yıl sonra 6 saat çalışma moduna geçilebileceğini söyledi.
Bu hafta içinde Türkiye’de Aksa şirketinin başlatacağını duyurduğu çalışma biçimi bazı alanlarda yaygınlık kazanabilir.
Başka ülkelerde bazı tartışmalar çok yönlü şekilde devam ediyor. Çalışma süreleri, boş zamanın nasıl değerlendirileceği sosyal bilimciler, sendikacılar ve politikacılar tarafından gündeme taşınıyor.
İngiltere’de Jeremy Corbyn geçen Eylül ayındaki İşçi Parti konferansında otomasyonun “iş ve boş zaman arasında yeni bir anlaşmanın kapısı, yaratıcılık ve kültürün genişletilmesi için bir çıkış noktası” olabileceğini söyledi.
Çalışma saatlerinin azaltılması, İngiltere ve ABD’nin yoğun çalışma kültürlerinin dışında da uzunca zamandır gündemdeydi.
Fransa’da 2000 yılında Lionel Jospin’in sol koalisyon hükümeti, kısmen işsizliği azaltmak ve cinsiyet eşitliğini teşvik etmek amacıyla “Daha az çalış-daha çok yaşa” sloganı altında tüm çalışanlar için haftada azami 35 saat çalışma zorunluluğu getirdi. Yasa mutlak değildi (bazı fazla mesailere izin veriliyordu) ve giderek zayıflatıldı, ancak yine de birçok işveren haftada 35 saati korumayı tercih etti.
Almanya’da ise elektrik ve metal işçilerini temsil eden en büyük sendika IG Metall, vardiyalı çalışanlar ile çocuk veya yaşlı bakımından sorumlu kişilerin haftada 28 saatlik çalışma seçeneğine sahip olması için kampanya yürütüyor.
Çalışmaya farklı yaklaşan bir topluma arzu edenlerin sayısı az değil. Ve elbette deneyimleme süreçlerinin ortaya çıkardığı sonuçlar da tartışmalara konu ediliyor. Şöyle bir örnek var.
İngiltere’de 1974’te Edward Heath’in muhafazakâr hükümeti, uluslararası petrol krizi ve madencilerin grevi nedeniyle kronik bir enerji sıkıntısıyla karşı karşıya kalınca ulusal düzeyde haftada üç gün çalışma uygulamasına geçti. Uygulamanın sürdüğü iki ay boyunca insanların iş dışındaki yaşamları genişledi. Golf sahaları daha kalabalıktı, balıkçılık malzemeleri satan dükkanların satışları arttı. John Peel gibi gece geç saatlerde program yapan BBC radyo DJ’lerinin dinleyici sayısı üç katına çıktı. Bazı erkekler ev işlerinde daha sık sorumluluk almaya başladılar.
Şimdi daha fazla tartışılan konular, hafta sonlarının üç güne çıkarılması, evrensel temel gelire geçilmesi, boş zamanlarda daha yaratıcı etkinlikler, toplumsal dayanışma ağlarının örülmesi gibi argümanlar giderek yaygınlık kazanıyor.
Lafargue, insanlığın mutluluk, huzur ve barış parolasını, işçilerin ücretli emeği ortadan kaldırmasına bağlamıştı. Şunu söylemek mümkün, ücretli emek kölelikle eşdeğerdir. Daha mutlu yarınlar ücretli emek ortadan kalkınca, çalışma zorunlu olmaktan çıkınca, toplum yararına ivme kazandıkça mümkün olur.
Çok değil birkaç gün önce acı bir olay yaşandı.
Markette kasiyer olarak çalışan gencecik bir kadının intihar ettiği haberi düştü. Arkadaşları mağazayı açtığında onu tavana asılı buldu. 10 dakika yemek molasıyla, sadece aç kalmamayı sağlayacak bir ücretle, 16 saati aşan mesainin sonucu buydu.
İşçiler, uzun çalıştırılıyor. Türkiye’de istihdamda olanların yüzde 15’i haftada 60 saatten daha fazla çalışıyor. 1900’lü yıllar gibi. Bu verilerle Türkiye, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ülkeleri içinde, en üstte yer alıyor. Haftalık ortalama çalışma saatinde ise 45,6 saat ile OECD ülkeleri içinde Kolombiya’dan sonra ikinci sırada.
Çalışma süreleri uzun, ücret düşük, sosyal haklar yok, sendikalaşma oranı yavaş.
Bu durumda işçi hareketinin temel sloganlarından biri ücretler azaltılmadan, çalışma saatleri ve günlerinin düşmesi olmalıdır. Bu ideal her yerde bayrak haline getirilmelidir. Bu iş patronların kar hesabına bırakılmayacak kadar önemli.
Not: Yazı yazılırken, Andyy Beckett’ın “Çalışmanın olmadığı radikal bir dünya mümkün mü? makalesinden ve Paul Lafargue’nin Tembellik Hakkı kitabından yararlanıldı.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.