Değişen bir şey yok hayatta
Bazen farklı yazılar yazmak istiyorum ama hayatta değişen bir şey olmayınca “yazsan ne olur, yazmasan ne olur?” diyorum kendime. Bu yüzden arşivimden daha önce yazıp, yayınladığım “biraz yüzümüz gülsün istiyoruz” başlıklı bu yazıyı çıkardım. Hayat mükerrer, yazı mükerrer olmuş çok mu?
Hayata biraz da mizahi yönden bakmak gerek. Yoksa bu dünyada hiçbir şeyin tadı da tuzu da kalmadı. Hele de insanın çevresinde iyiye giden bir şey olmayınca hepten canı sıkılıyor.
Televizyonu açıyorsun ekranda hep aynı insanlar. Kara kare dizilmişler, öyle mi olacak, böyle mi olacak, o ne dedi, bu ne dedi? İçinde ne bilgi var, ne eleştiri var, ne de öneri ve yol göstermek var. Havanda su dövmek sözü var ya aynen öyle.
Laf salatası dinlememek için hepten kapatmadım ama artık belgesel, spor ve sanatsal yayınlara takılıyorum. En azından beynim boş şeylerle dolmuyor. Bir şeyler görüp, öğreniyorum.
Çünkü konuşmuş olmak için konuşanlardan gına geldi. Televizyonu bir şey izleyip, öğrenelim, en azından hoşça vakit geçirelim diye açıyoruz ama kanaldan kanala zaplasak da hiçbir şey yok. Var ama yok.
Kimi ekranlarda, aşçılardan, aile kavgasından geçilmiyor. Kimilerinde de sanki herkes ordinaryüs ekonomist, siyaset uzmanı olmuş, vatan kurtarıyor.
Hep aynı insanlar, hep aynı yüzler, aynı sözler. Bıktık usandık, illallah dedik.
Hep can sıkıcı olaylar. İnsan doksanlı, seksenli yılları arıyor. Yetmişli yıllar bile daha iyiydi sanki…
Bu nedenle biraz tebessüm etmek için gırgır geçip, çocukça işler yaparak, moral aramaya başladık.
Bugün öğleden sonra apartmandaki ilkokul öğrencisi afacanlar sokakta oynarken nereden bulmuşlarsa bulmuşlar, koca koca kireç taşlarıyla asfalt yola acayip şekiller çizmişlerdi.
Balkona çıkıp baktım, görüntü hoşuma gitmedi. “Size on dakika müsaade. Eğer on dakika içinde bu pisliği temizlemezseniz, belediye zabıtasını arıyorum, her birinize biner lira ceza kestireceğim” dedim. Önce inanmadılar. Burun kıvırdılar. Suçu birbirlerinin üzerine atmaya başladılar.
“Peki öyleyse…” deyip, numaradan zabıtayla konuşuyormuş gibi yaptım. Sonra da “bekleyin biraz, zabıta geliyor” dedim.
Şaka yapmıştım ama onlar ciddiye aldı. Sokakta birden hareket başladı. Kızlı erkekli sekiz, on yaşlarındaki yedi çocuk, karalama tahtasına çevirdikleri yolu nasıl temizliyor görecektiniz.
Kimi evden şişeyle su getirip döküyor, kimisi de ayaklarıyla suyu dağıtıp, kireç boyasını silmeye çalışıyordu. Cep telefonu elimde olduğu halde, onları balkon kapısından izlerken ciddiyetimi hiç bozmadım. Ama eşim pencerenin perdesinin arkasından çocukların o haline kahkahalarla gülüyordu.
Bir gözleri bende olduğu halde harıl harıl çalışıp, kendi yaptıklarını yine kendileri temizledi. Çalışırken, “kaç dakikamız kaldı?” diye de sorup duruyorlardı.
Sokağın iyice temizlendiğini görünce, yeniden zabıtayla konuşuyormuş numarası yapıp, onların duyacağı bir sesle, “tamam beyefendi, çocuklar yolu temizledi. Artık gelmenize gerek yok” dedim.
İki erkek çocuk bana doğru yaklaşıp, “biz çizmemiştik ama yine de temizledik” dediler. “Tamam, ama çizenlere göz yumdunuz. Etrafı kirletmiyor olabilirsiniz, ama kirletenleri uyarmanız gerekirdi. Bu yüzden size de az bir ceza verirlerdi. Ama artık gerek kalmadı. Bir daha olmasın” dedim.
Afacanlardan biri geç de olsa uyanarak, “zabıtayla konuştuğunuza inanmıyorum. Belgeleyin bize” dedi. Ama iş işten geçmiş, yol temizlenmişti. Sayelerinde güldük biraz. Sağ olsunlar.
Trakya Demokrat Gazetesi sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.