Dolar 31,3634
Euro 34,0393
Altın 2.103,21
BİST 9.097,15
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 12°C
Az Bulutlu
Tekirdağ
12°C
Az Bulutlu
Pts 12°C
Sal 12°C
Çar 11°C
Per 7°C

Gördüklerim düşündüklerim yaşadıklarım

10 Kasım 2023 09:51
A+
A-

Şimdilerde bazı insanlar her şeyi olduğundan çok fazla abartıyor. En küçük bir şeyde hemen “aboooovvvv”, “vayyyyy”, “Allaaahhhh..!”

Ne oluyor anlamıyorum? Sanki hiçbir şey görmemiş, hiçbir şey yaşamamışız gibi.

Oysaki biz neler gördük, neler yaşadık da, ne sesimiz çıktı, ne soluğumuz. Doğal olarak gördük, “olur böyle şeyler” dedik, “hayatın cilvesi” dedik… Dedik de dedik…

Yağmur biraz fazla yağsa, gök gürüldese, şimşek çaksa, kıyamet kopuyor sananlar var.

Sokakta biri bağırsa, meydanda üç beş kişi toplansa, iki araba hafiften kafa kafaya tokuşsa, savaş çıkmış gibi panik olanlar var.

Çünkü bazı insanlar olaylardan uzak kalarak, doğal yaşama karışmadan, zorluk görmeden, açlığı bilmeden, sıkıntı çekmeden büyümüş.

Bu yüzden küçük tepeler dağ gibi görünüyor onlara. Su birikintileri göl, göller okyanus oluyor önlerinde.

Acizliğe kapılıyor, bunalım geçirip, depresyona giriyorlar.

Bunlar hep zayıflıktan kaynaklanıyor.

Doğanın zor koşullarında büyüyen, büyüdükçe kabuğu kalınlaşan, sertleşen ağaçları eğip, bükmek ne kadar zor olursa, insan da öyledir. Yaşam koşulları zorlaştıkça insanın bedeni gibi ruhu da olgunlaşıp, daha dirençli hale geliyor.

Bazen en küçük bir şeyde panikleyip, “aman”, “eyvah”, “yandık”, “bittik” diyen kişileri şöyle uzaktan izliyorum. Çoğu o yaşa gelene kadar pasif bir yaşam sürmüş. El bebek, gül bebek büyümüş. Ne istemişse verilmiş, ne istemişse ikiletmeden alınmış. Tabii durum böyle olunca da çıtkırıldım olmuş. Başka bir deyişle, hanım evladı ya da apartman çocuğu.

Suç onun mu peki?

Tabii ki değil. Bir çocuk önüne nasıl bir yaşam serilmişse, onu yaşar. Verileni yer, alınanı giyer.

Bir çocuk durduk yere kendi kendini zorluklar içine atar mı? Kendine sağlanan koşulları en iyi şekilde kullanır. Hiç düşünmez “nereye gidiyorum?” “Bu yol beni nereye götürür?” diye.

O yaştaki kimsenin düşüneceğini de sanmıyorum.

Ben de düşünmedim.

Ama önümüze koyulan yaşam buydu, bunu yaşadık. Başka türlü olsaydı, onu yaşardık.

Bu yüzden bazen çıtkırıldım büyüyenleri ya da büyütülenleri eleştirsem de kınamam. Çünkü onun bir suçu, günahı yok.

Belki bana da aynı imkanlar verilseydi, her istediğim anında karşılansaydı, ben de farklı bir kişilikte büyür, davranışlarım değişik olurdu.

Bağımız, bahçemiz, tarlamız hangisiyse, oranın toprağının özellik ve niteliğine göre büyüdük. Kimimiz çorak tarlaların, kimimiz yeşil bağların rengine büründük. Sonra da hep birlikte harmanlandık. Yaşayıp gidiyoruz.

Çocukluğumun koşulları geliyor bazen gözümün önüne.

Bizim memleketin fırtınası meşhurdur. Yarıkkaya derler. Hep merak etmişimdir, hala da ederim. O fırtınaya adını veren, o koskoca dağ nasıl ikiye yarılmış öyle diye.

Rüzgar öyle şiddetli eserdi ki, evden, bakkala gidip gelirken, cılız bedenimi uçurmasın diye öne doğru eğilirdim. Pelerinim olsa, Süperman gibi uçardım o an.

İkinci kattaki evimizin damındaki briket ve tuğlalar fırtınayla bir uçtan bir uca sürüklenirken çıkan gürültü hala kulaklarımdadır.

Şimşek çaktığında ya da yıldırım düştüğünde koskoca binanın titreyip, sarsılması içimi ürpertirdi. Ve tam da o anlarda elektriğin kesilip, her yerin birden bire karanlığa gömülmesinin verdiği hissi anlatamam…

Gürültü çıkararak yanan talaş sobasının kıpkırmızı alevinin titrek ışığı gözlerimin önünde hala.

Korkar mıydım acaba? Sanmıyorum. Çünkü tanıdığım, bildiğim herkes aynı koşullarda yaşıyordu. Tüm mahalle bir aile gibiydik. Birbirimizden hiç farkımız yoktu.

Biz de böyle büyüdük…

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR