DOLAR 18,5352
EURO 18,0001
ALTIN 985,51
BIST 3.198,16
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 27°C
Açık
Tekirdağ
27°C
Açık
Cum 28°C
Cts 26°C
Paz 24°C
Pts 22°C

GÜNLÜK YAŞAMIMIZDAKİ CEP TELEFONU BAĞIMLILIĞI

18.08.2022
A+
A-

Yol kenarında bekleyen genç kadın, önünde duran dolmuşa bindi. Bir elinde çantası, diğerinde cep telefonu vardı. Dolmuş hareket etti. Herhangi bir yere tutunmadığı için ayakta sallandı, dengesini kaybetti, bir adımını geriye attı, yan tarafındaki koltuğa yaslandı, neyse ki düşmedi.
Beş on metre sonra dolmuş yoldaki kasisten geçerken, şoför hızını azaltmak için frene basınca hala bir yere tutunmamış olan kadın, bu kez öne doğru eğildi, cep telefonunu tuttuğu eliyle yanındaki koltukta oturan adamın omzuna çöküp, düşmekten bir kez daha kurtuldu.
Dolmuşun kapısı açıktı. Arka taraftan sürücüye seslendim; “kaptan kapı açık gidiyorsunuz. Ayakta duranlar var, düşebilir..”
Hiç tınmadı bile..
Az sonra yolculardan biri indi, kadın boşalan koltuğa oturdu. Oturur oturmaz, telefonla konuşmaya başladı.
“Dolmuşla geliyorum canım. Yavaş geliyor. Bekleyin beni..”
Dolmuşçu gaza bastı. Fazla gitmedi, kasisten geçerken hızını düşürdü ama yine de araç havaya zıpladı. Az önce telefonla konuşan kadın öfkeli bir sesle, “n’oluyor yaa? Belim kırılıyordu..” dedi, öne doğru.. Şoför onu duymazdan geldi.
Bir, iki yolcu daha kendi kendilerine konuşup, homurdandı. Şoför oralı olmadı. Devam etti. Hava sıcaktı. Klima çalışmıyordu. Kapısı açık gidiyordu. Püfür püfür rüzgar içeriye doluyordu.
Biraz ileride genç bir delikanlı el etti. Dolmuş durdu. Sırt çantalı genç bindi. Bir elinde cep telefonu vardı. Omzunu en öndeki koltuğa yasladı. Cüzdanından para çıkarmaya çalışıyordu. O ara telefonu çaldı. Açtı. Konuşmaya başladı. Bir yandan da dolmuşçuya para vermek için cüzdanıyla uğraşıyordu.
Kapı açıktı. Gencin sırtı kapıya dönüktü. Çantası doluydu. Dolmuş sert bir dönüş yapsa, dengesini kaybedip aşağı fırlayabilirdi.
Aklıma bir hafta önce bindiği dolmuş sürücüsüne ücretini vermeye çalışırken dengesini kaybedip, açık kapıdan düşerek ölen genç kız geldi. Şoförü bir kez daha uyarma gereği duydum.
“Kaptan kapı açık. Kapat istersen. Arkadaş dengesini kaybederse düşebilir.”
Kaptan duymadı ama, biraz sonra kapıyı kapattı. Genç, bir ileri bir geri adım atıp, kalçasını öndeki koltuğa yaslayarak, ayakta durmaya çalışırken, hala telefonla konuşuyordu.
***
Orta yaşlardaki kadın, belediye otobüsüne binerken, cep telefonuyla konuşmaya devam ediyordu. Kartını bulmak için bir eliyle çantasını açtı, biraz karıştırdı. Bulamadı. Telefonu kulağıyla omzu arasına sıkıştırdı, konuşmaya devam ederken, bir eliyle çantayı tutup, öteki eliyle kartı aradı ve sonunda bulup, cihaza okuttu.
Arkasında bekleyen adam öfkelenmişti ama ses etmedi. Sadece başını iki yana sallayıp, kaşlarını çatarak, geriye doğru ilerlemeyen kadının yanından söylenerek geçti.
Otobüs sürücüsü vitesi boşa alıp, el frenini çektikten sonra ayağa kalkıp, ayakta duranlara, özellikle de geçişi tıkayan kadına seslendi;
“Lütfen arka tarafa ilerleyin. Otobüsün arkası boş. Dışardakiler de binsin.”
Bir hareketlenme oldu. Ön taraftakiler birkaç adım arkaya doğru ilerledi. Kapıda kalanlar da bindi. Hemen yanımda, ayakta duran kadın hala telefonla konuşuyordu.
“Otobüs çok kalabalık canım. Beni beklerken bir şeyler için. Az kaldı geliyorum..”
***
Ve daha niceleri..
Otobüste, dolmuşta, sokakta yürürken, karşıdan karşıya geçerken hep cep telefonlar elde ya da kulakta..
Araba kullanan çoğu kişi de bunlardan farksız. Bir ellerinde telefon, öteki ellerinde sigara. İkisini de yapmak yasak.
Yaya geçidinden geçerken üstüme üstüme geliyor. Telefonla konuştuğu için dalmış. Nerede olduğunun farkında bile değil belkide. Göz göze geliyoruz, kornaya basıyor. Onu yapmak da yasak. Geçiş hakkı benim.
Konuşmasa bile elinde telefonla yürüyenler. Ayağı takılıp düşse, telefon yüzünden tutunamayacak. Kendi bir yana, telefon bir yana fırlayacak.
Alışkanlık mı, gösteriş mi, ihtiyaç mı belli değil. Adı cep telefonu ama o hep elde, cepte değil.
Yemek yerken lokantada masa üstünde. Sohbet ederken sehpada.. Yürürken, araç kullanırken, otobüse, dolmuşa, taksiye binerken ya kulakta ya elde.
Sonradan vücuda eklenen bir organ gibi. Olmazsa olmazımız. Her an bizimle, her an elimizin altında. Her an aranacakmışız, her an biriyle konuşacakmışız gibi gözümüzün önünde. Konuşmasak bile internete girip, mutlaka bir şeyler yapıyoruz.
Vücudumuzu yöneten yedek bir beyin gibi.
Yararı sayamadığım kadar fazla. Ama kullanmasını bilene. Yerine göre nerede taşıyacağını, nereye koyacağını bilene.
Görgü kurallarını hiçe saymadan, kendimizin ve başkalarının yaşamını tehlikeye atmadan, yasaklamalara uyarak, hava atmak için değil, gösteriş için değil ihtiyaç için, ihtiyacımız kadar kullanmalıyız.
Çünkü günlük yaşamda bunun tersi davranışlar öyle göze batıyor, öyle risk yaratıyor ki, ne desem anlatamam.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.