DOLAR 18,8131
EURO 20,6993
ALTIN 1.183,22
BIST 4.754,73
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 10°C
Az Bulutlu
Tekirdağ
10°C
Az Bulutlu
Cum 9°C
Cts 3°C
Paz 2°C
Pts 3°C

NE GÜNLERE KALDIK BÖYLE

13.12.2022
A+
A-

Perşembe Pazarı hınça hınç insan doluydu. Gelenler gidenler, arkasından pazar arabasını çekiştirip, kendine yol açmaya çalışanlar, çocuğunun biri pusette, diğeri pusetin kolundan tutmuş halde pazarcı tablasından havucun iyisini seçmeye çalışanlar ve alışverişe gelenleri değişik söz ve hareketlerle kendi tezgahından mal almaya davet eden satıcılar…
Mevsim kışmış, grip salgını varmış, korona yine hortlamışmış, maske takmak önemliymiş.. miş miş miş.. Ne takan var ne de umursayan… İnsanlar, akşam sofraya koyacağı yemeği nasıl daha ucuza mal ederimin derdinde.
Mandalina tezgahının yanında domates tablası da vardı. Pazarcı, “mandalinayı biz veriyoruz, domatesi seçebilirsiniz abla” dedi, eşiyle birlikte alışverişe çıkan kadına.
Tezgahın hemen önünde yanımda duran adam kilosu on beş lira olan mandalinadan yirmi liralık aldı, ben de istedim aynısından, poşeti doldurdu verdi satıcı. Uzattım yirmi lirayı, yürüdüm.
Canım çekti, poşeti açtım, mandalinalardan birini alıp, kabuğunu soydum, tadı güzeldi, birkaç parçada tükettim.
Fiyatı on beş liradan ucuz meyve yoktu pazarda. Portakal baktım, bir iki tezgahta satıldığını gördüm. Mandalina da öyleydi. Oysa her ikisi de kış meyvesiydi. Özellikle içerdiği C vitamini nedeniyle, insanlar tarafından tercih edilip, bolca tüketilmesi önerilen meyveler arasında yer alıyordu.
Fakat vatandaş ne alacağından çok, kaça alacağını, pazar çantasını kaç liraya doldurabileceğini düşünüyordu. Bu yüzden de çoğunluk en iyi sebze meyveyi alıp, gerektiği kadar tüketmek yerine, ev halkının karnını doyuracak malzemeyi alabilme derdindeydi.
İşte dedim; “her şey el yakıyor” sözü tam da şuan buraya uyuyor.
Gerçekten de yüz lirayı bozduranın elinde, birkaç parça sebze, meyve aldıktan sonra bir iki bozuk paradan başka bir şey kalmıyor.
Birkaç yüz lira harcayıp da eve dönenler ise, aldıklarını mutfak tezgahının üzerine boşalttığında, “ben bunlara mı bu kadar para saydım” diyerek, ah vah ediyor.
Rahmetli annem şimdi yaşıyor olsaydı, “ne günlere kaldık böyle” derdi.
Evet, ne günlere kaldık böyle. Bir zamanlar kimse ne portakalın ne de mandalinanın yüzüne bakardı. Manavın, pazarın en ucuz meyvesiydi. Kilolarca alınır, kimse yemediği için mutfağın ya da balkonun bir köşesinde küflenip, çürürdü.
İlkokul yıllarımda büyük eniştem, bir tavuk çiftliğinde çalışırdı. Oranın sorumlusuydu. Hem binlerce tavuk ve horozun olduğu kümeslere bakar, günlük yumurtaları toplayarak, satışa gönderirdi hem de bahçelerdeki portakal, mandalina ağaçlarıyla ilgilenirdi.
Çiftlikte mevsimine göre sebze meyve de yetiştirilirdi. Kışın portakal ve mandalinaya doyardık. Daha yeşilken ağaçlardan koparıp yediğimizde, ekşiden dişlerimiz kamaşırdı. Eniştem bunları sararıp olgunlaşınca toplar, şehirlerarası yolun kenarına kurduğu tezgahta gelip geçenlere satardı. Arabalarıyla tezgahın önünde duran insanlar, çok az bir para ödeyerek çuval çuval alırdı. Ziyaretlerine gittiğimizde biz de bir çuval portakal, bir çuval mandalina getirirdik eve.
Yazın da çilek ve kavun, karpuz olurdu. Bir de salatalık. Bunlar fazla yetiştirildiği için yazıyorum. Mevsimine göre evde tüketmek için diğer sebze ve meyvelerden de vardı bahçelerde.
Ve biz her meyveyi, her sebzeyi mevsiminde yediğimiz için tadını alır, kokusunu duyardık. Lezzeti damağımızda kalırdı. Ve de hangi meyvenin, hangi sebzenin hangi mevsimde yetiştiğini bilir, mevsimsiz hiçbir şey almazdık.
Turfanda olarak satılan yani yetiştiği mevsimin başlarında ilk defa hasat edilen salatalık, domates, biber gibi sebzelerle, bazı meyvelerin fiyatı daha yüksek olurdu. Her ne kadar zamanında olgunlaşıp, dalından koparılanlar kadar lezzetli olmasa bile biri yerken kokusunu aldığımızda canımız çekerdi.
Perşembe Pazarı’nda dolaşırken bir çırpıda bunlar geçti aklımdan. İnsanları zaman içinde her sebze ve meyveyi, her mevsimde yemeye alıştırdılar. Tarla ürününün doğal lezzeti unutuldu. Kış ortasında satılan domates, salatalığın ne tadı kaldı, ne kokusu. İnsanın canı çekmese bile sofraya renk katsın diye ya da alışkanlıktan almak geliyor içinden.
Ve pazar yerinde alışkanlıklarla, pahalılık ve parasızlık kolkola yürüyordu. İnsanlar yanlarından geçenin kapı komşusu olduğunu fark etmeyecek kadar derinlerdeydi.
Ne günlere kaldık böyle…
***
“Yaşayarak öğrenmek, bedeli en yüksek öğrenme biçimidir.”

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.