DOLAR 18,6394
EURO 19,6178
ALTIN 1.063,67
BIST 4.954,04
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 14°C
Çok Bulutlu
Tekirdağ
14°C
Çok Bulutlu
Per 16°C
Cum 17°C
Cts 18°C
Paz 16°C

SUS PAYI: TOPLUMSAL HAYATIN TEK KUTUPLU İNŞASINA İTİRAZ

25.11.2022
A+
A-

Türkiye’de edebiyat dünyasında işçi sorunlarını ilk gündeme getiren yazarlardan biri Halid Refik Karay’dır. 1909 yılında yazdığı, Muhit dergisinde yayınlanan, Memleket Hikayeleri kitabında yer alan Hakk-ı Süküt (Sus Payı) öyküsü işçi haklarını, emek sömürüsünü, çalışan insanların ızdırabını dile getirmesi bakımından önemli bir girişimdir. Sus Payı, Bursa’da Saatçıoğulları ailesine ait ipek fabrikasında geçer.
Karay, fabrikanın bulunduğu çevreyi şöyle tasvir eder: Ateşler içinde yanan yoksul mahallenin çocukları… işleyen çarklar, bacalar ateşli nefesiyle soluyor…
Fabrika, kaynar su buharının, sıcak hava borularının ısıttığı, 40 derece, zift boyanmış saç bacaları, koza saklamaya yarayan böcekhaneler şeklinde tasvir edilir.
Bu fabrikada işe neşeyle başlayanlar bir müddet sonra baş ağrıları ile kötürüm olmaktadır ve cılız bedenleri ölüm tarafından ele geçirilmektedir. İşçiler, üç beş kuruşa 14 saat kaynar sular başında, pis kokular içinde, hasta nefesler emerek zehirlenen ve sonunda öte dünyaya göç etmektedir. Hiç bir güvencesi olmayan ve zor koşullarda yaşayan işçilerin öyküsüdür Sus Payı.
Öykünün baş kişisi İşçi başı Hasip Efendidir. 40 yıldır fabrikada çalışmaktadır.
İşçi başı gönlünü Fotika’ya kaptırmıştır. Fakat, Fotika hasta, evde yatmakta, zayıflamış, öksürük krizleriyle yaşayan, evden çıkamayacak durumdadır. Bir müddet sonra gölerini bu dünyada yumacaktır. Hasip Efendi, işçilerin ölümünden kendini sorumlu tutar ve vicdan azabı çekmeye başlar. Böyle düşünmesinin en önemli nedeni Fotika’dır, Fotika’nın göçüdür.
Acı, Hasip Efendi’ye şunları söyletir “Katil fabrikanın öldürdüğü, öldüreceği kızları düşünüyordu… Hasip efendi uyuyamıyordu, işçilerini düşünüyordu. Ahh zavallıcıklar”
Fotika meslek hastalığını yenemez, ölür. Fotika ölene kadar, bunun bir kader olduğunu düşünmüştür Hasip Efendi. Sorgulamaları Papaz ile konuşurken aydınlığa kavuşur. Papaz “onu da diğerleri gibi sizin fabrikanız öldürdü…bu ölümleri durdurmak mümkündür.”der. Papaz, Avrupa işçi sınıfından ve çalışma koşullarından, alınan önlemlerden bahseder. Avrupa fabrikaları, çalışma saatleri, ücretler, kavgalar, kanunlar, isyanlar, önlemler muhabbetin bel kemiğini oluşturur. Artık işçilerin de hakları vardır. Burada ise işçilere karşı derin bir kayıtsızlık vardır. Hasip Efendi bu gelişmeleri öğrendikçe etkilenir.
Hasip Efendi’nin öfkesi işverene yönelir ve hükümetin yapacak şeyleri olduğunu düşünerek ağzından şu cümle dökülüverir “İşçi korumasızdır, ölüme mahkumdur, emreden hep zengindir.”
İşverene yönelik suçlamaları işten istifa gibi bireysel bir isyana dönüşür. İşverene, fabrikanın işçileri öldürdüğünü, istifa edeceğini söyler. Fabrikatör, öfkeli, yaralı ve işinde oldukça deneyimli İşçi başını karşısına almak istemez ve durumu maaşına yükseltme vaadi ile geçiştirir. Maaş artışı sus payıdır.
Halid Refik Karay’ı işçi sorunlarını yazmaya teşvik eden iki büyük hadiseden bahsedebiliriz. İmparatorluk topraklarında cereyan eden 1906- 1907 vergi ayaklanmaları ve bu ayaklanmaların tesir ettiği 1908 devrimi (2. Meşrutiyet).
1906’da Osmanlı’nın pek çok vilayetinde dayanılmaz bir hal alan şahsi ve hayvan vergisini ödememek için kırsal kesimde köylüler, kasabalarda zanaatkar ve esnaflar, şehirlerde ise tüccarların başını çektiği ayaklanmalar oldu.
1908 Devriminden sonra kapitalist ilişkilerin gelişmiş olduğu bölgelerde neredeyse her sektörden işçiler greve gitti. Talepler, ücretlerinin artırılması, iş saatlerinin 10 saate düşürülmesi, haftalık tatil hakkı tanınması, ikramiye verilmesi ve iş güvenliği önlemlerinin alınmasıydı.
Sus Payı öyküsü bu iki önemli gelişmeden sonra yazılmıştır. Öykünün odak noktalarından biri iş güvenliği ve işçi sağlığıdır diyebiliriz.
1908 devriminden sonra ülkeyi tesir altına alan eşitlik, özgürlük, kardeşlik, adalet rüzgarı işçi grevleri ile taçlanmış, paniğe kapılan İttihat ve Terakki Cemiyeti grevleri Tatil-i Eşgal kanunu ile frenlemiştir. Cemiyet, siyaset alanını tekeline almıştır.
İşçi hareketinin, sivil inisiyatifin ilerleyişini, Halis Efendi bağrında sorgulamaya, patronlara karşı çıkmaya ve işten istifaya benzetebiliriz. İtiraz kültürünün ilerleyişi olarak görebiliriz.
Fotika ve diğer işçilerin ihmaller sonucu ölümünü 1906 ile açılan ve işçi sınıfının toplumsal yaşama damgasını vurmaya çalışan bir hürriyetin ezilmesi ve işçilerin siyasi ve toplumsal hayatın dışına itilmesi olarak görebiliriz.
Karay, bu yıllarda ittihat ve Terakki’ye tonu giderek artan eleştiriler yapmaya başlamıştır. Bu eleştirilerin mükafatını sürgün olarak almıştır.
Sus Payı, bir aşkın gölgesinde, yoksulluğu, düşük ücretleri, uzun çalışma saatlerini, sağlıksız bir çalışma ortamını, işçilerin ardı sıra ölümünü, alınmayan önlemleri, keyfiyet ve umarsızlığı konu alan ilişkileri anlatıyor.
Aynı zamanda kapitalist ilişkilerin gelişimi ile birlikte işçilerin toplumsal hayatta bazı haklar elde ettiğini. Öyküye aynı zamanda, toplumsal hayatın sadece tek taraflı, işverenler lehine düzenlenmesine itirazdır diyebiliriz.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.