Dolar 31,0391
Euro 33,6226
Altın 2.032,18
BİST 9.374,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 14°C
Az Bulutlu
Tekirdağ
14°C
Az Bulutlu
Paz 14°C
Pts 13°C
Sal 12°C
Çar 13°C

Halay başı ben olayım

9 Kasım 2023 10:22
A+
A-

Memlekette, bir yakınımın düğünündeydim. Uzaktan, yakından çok sayıda eş, dost, akraba bir araya gelmişti.

Düğün salonunun içinde olduğu kadar, dışında da eğlence vardı. İçeride piste çıkıp, orkestra müziği eşliğinde oynayanlar, kapı önünde davul-zurnayla halay çekenler…

Ancak bir akraba düğününde ya da bir cenazede görüşebildiğimiz tanıdıklarla selamlaşıp, ayaküstü sohbetlerle zamanı geçirirken, birden kendimi halay çekenler arasında buldum.

Takım elbiseyle halay çekmenin, hele de bunu yaz günlerinde kan ter içinde kalarak başarmanın insana neye mal olduğunu bilen bilir.

Tabii ayda yılda bir memlekete gelip de, o kadar insan içine kot pantolon, tişörtle çıkamayacağımız için, ben de takım elbise, kravatlaydım.

Ancak özellikle de gençlerin bu kılık kıyafet işine pek önem vermediğini söylemek de yalan olmaz. Herkes kafasına göre takılmıştı.

İşte bu şekilde, herkesin kendi bildiği gibi geldiği düğünde, halayın orta yerinde, davulla, zurnanın ahengine uyum sağlayarak, yavaş yavaş dönüyordum.

Zaten bu halay işine de pek aklım ermiyor. Baştaki adamın peşine yirmi, otuz kişi takılıyor, onun keyfine göre dön babam dön. Bunun adı da eğlence oluyor.

Halay bir iki tur attıktan sonra, davulcu bir yandan, zurnacı bir yandan işi özel seansa döktü.

Gözlerine kestirdikleri kişinin önünde duruyor, biri davula daha hızlı vururken, diğeri ucunu havaya diktiği zurnaya var gücüyle üflüyordu. Zurnacının iki yanağı da davul gibi şişmişti.

Düğün raconunda bu durum, önünde durulan kişiye “bak senin için özel çalıyorum” demekti.

O senin çalıyorsa, sen de onu göreceksin. Eşek olmayan bunu anlar. Biz de eşek değiliz ya, anladık tabii.

Bir, iki kişinin önünde yapılan bu özel seans, cebe ya da zurnanın deliğine sokulan elli, yüz liralıklarla karşılık bulunca, davulcu çomağını neredeyse davulu patlatırcasına vurmaya başladı.

Zurnanın sesi de bir kulaktan kurşun gibi girip, aynı hızla ötekinden çıkıyordu.

Aheste aheste ilerleyen halaya, ayaklarımla uyum sağlarken, başımı da sağa sola çevirip, kim ne yapıyor, etrafta neler dönüyor diye kontrol ediyordum. Aslında bunu sıkıntıdan yapıyordum.

Bir de baktım zurnacı önümde, davulcu da yanında. Gümbür gümbür çalıyorlar. Ben kısa adımlarla ilerledikçe, zurnanın ucu da güdümlü roket gibi beni takip ediyordu.

Zurnacı, hayatımda hiç yapmadığım, yapmaktan da utandığım bir şeyi bana yaptırmaya çalışıyordu.

Her nedense düğünlerde, eğlencelerde oynayanların ya da şarkı türkü söyleyenlerin başlarına para atmaktan, zurnacının zurnasına, davulcunun davuluna para sıkıştırmaktan hoşlanmam.

Lokantalarda, restoranlarda elbette ki garsona, servis elamanına bahşiş veririm ama onu da orada bulunanların gözüne sokarak yapmam. Utanırım. Gösteriş yapıyor, hava atıyor diye düşünmelerinden korkarım.

Ama bunu yapanlar var mı? Elbette ki, hem de dik alasını yapıyorlar. Düğün salonun ortasında, önceden hazırladığı gıcır gıcır kağıt paraları birbirinin üzerinden kaydırarak savuranları mı dersiniz, bir tomar paranın hepsini birden, oynayanların başına atanları mı dersiniz, daha neler neler. Ama ben yapmam.

Halay dönüyordu, ben dönüyordum. Davulcuyla, zurnacının gözü bendeydi. Zurnacı dikkatimi çekmek için arada bir akort yapar gibi gıyk gıyk sesler çıkarıyordu ama bende tık yok. Elim cebime gitmiyordu. Onlar almaya kararlı, ben vermemeye.

Bu arada halaydaki bazıları, manzaraya bakıp, bıyık altından gülüyordu. Belki içinden “parası yok galiba” diye geçirenler bile vardı.

Devir gösteriş devri. Kendini göster de, nasıl gösterirsen göster. İster insanların başına fotokopi dolar serpiştir, ister jilet gibi banknotları birbirinin üzerinden kaydır, uçak gibi pistin her yerine dağılsın. Hesabını soran mı var?

Sonunda ben kazandım. Boş yere nefes tükettiğini anlayan zurnacı, halaydaki başka birine yöneldi, davulcu da onu takip etti. Bir, iki tur daha attıktan sonra da halay başı tamam dedi, dağıldık.

İçeride çiftetelli devam ediyordu.

Salonun önünden biraz uzaklaşıp, davul-zurna sesinden çınlamaya başlayan kulaklarımı dinlendirdikten sonra geri döndüm. Az önce önümde ısrarla bahşiş bekleyen davulcuyla, zurnacı, salonun kapısının yan tarafında duran iki sandalyeye oturmuş, sigara içiyordu.

Yanlarına gittim. Selam verdikten sonra, “arkadaşlar kusura bakmayın, biraz önce size beklediğiniz karşılığı veremedim. Daha doğrusu vermedim. Çünkü böyle bir şeyi bu güne kadar hiç yapmadım, yapmamaya da kararlıyım. Beni yanlış anlamayın” dedikten sonra, cüzdanımdan çıkardığım yüz lirayı, zurnacının gömlek cebine bıraktım. İkisi birden, “Allah razı olsun abi” dedi. Yanlarından ayrıldım.

Benim onlarla konuştuğumu görüp, yanıma gelen yeğenlerden biri, “hayrola, bir şey mi oldu? diye sordu. Gülümseyerek cevap verdim,

“Yok bir şey. Güzel çaldıkları için teşekkür ettim.”

Gerçekten güzeldi. Bir de gösteriş meraklısı histerikler olmasa!

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR