Dolar 31,0391
Euro 33,6226
Altın 2.032,18
BİST 9.374,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 14°C
Az Bulutlu
Tekirdağ
14°C
Az Bulutlu
Paz 14°C
Pts 13°C
Sal 12°C
Çar 13°C

SELVİ ile YUMUK

24 Ekim 2023 10:27
A+
A-

İlkokul üçüncü sınıfa giden Selvi’nin hayatında en çok sahip olmak istediği şeylerden biriydi, minik bir kedicikti.

Okuldan eve gelirken, evden okula giderken sokakta gördüğü her kediyi sevmek ister, onlarla konuşur, arkadaş olmaya çalışırdı. Ancak yaklaştığı çoğu kedi kendisinden korkar, kaçardı.

Bunun nedenini annesine sorduğunda, “Bazı insanlar hayvanlara kötü davranıyor. Onları sevmek yerine, tekmeliyor, yaralıyor, hatta öldürüyorlar. Bu nedenle sokaktaki kedi ve köpekler de kendilerine bir zarar verilecek korkusuyla kaçıyorlar. Eğer senin onu sevdiğini ve zarar vermeyeceğini anlarsa kaçmaz kızım” demişti.

Öyle de olmuştu. Sokakta arkadaşlarıyla oynarken gördüğü yavru kediye, evden getirdiği bir parça peyniri verince, onun kaçmadığını görmüştü. Bu olayı birkaç gün üst üste yapınca da kedinin onu her gördüğünde yanına geldiğini ve miyavlayarak yiyecek istediğini fark etmişti.

Kedi ondan yiyecek isterken gözlerinin içine bakıyor, sanki “karnım çok aç, lütfen beni doyur” diyordu.

Onun bu davranışından etkilenen Selvi ise artık, ‘Yumuk’ adını verdiği kediyi beslemeyi görev edinmişti. Okula giderken, evden çıkmadan annesinin verdiği yiyecekleri alıp, bahçe kapısının önünde bekleyen kediye veriyordu.

Yumuk’u okul çıkışında da aynı yerde buluyordu. Sanki Selvi’nin döneceği saati biliyor ve apartmanın önünden ayrılmıyordu.

Selvi de çantasını odasına bıraktıktan sonra mutfaktan biraz yiyecek alıp, ona götürüyordu. Verecek hiçbir şey bulamazsa, annesinin verdiği parayla bakkaldan küçük bir süt alıp Yumuk’a içiriyordu.

Selvi’yle tanıştığı günden sonra daha iyi beslenen Yumuk, biraz daha büyümüş, hareketleri daha canlanmış, bu arada küçük sahibinden de kaçmaz olmuştu.

Selvi ona bu adı, gözleri çok yumuk olduğu için vermişti. Bazen göz kapaklarını durup dururken öyle kapatıyordu ki, Selvi, onun gözlerini görmekte zorlanıyordu. Çok da güzel gözleri vardı. Tüyleri ise kül rengiydi.

Selvi ona çok bağlanmıştı. Yumuk da onu seviyordu. Okuldan ve derslerinden arta kalan boş zamanlarının bir bölümünü arkadaşlarıyla geçirirken, kedisini de ihmal etmiyordu. Yemeğini düzenli olarak veriyor, içmesi için bahçenin bir kenarına kase içinde su bırakıyordu.

Yumuk artık aileden biri olmuştu. Selvi’nin annesi Esra Hanım, babası Hakan Bey ve kardeşi Eymen de Yumuk’u tanıyordu.

Babası akşam işten döndüğünde Selvi’ye, Yumuk’u soruyor, annesi, Selvi daha istemeden Yumuk’un yiyeceğini hazırlıyordu.

Bir akşam evde televizyon haberlerini izleyen Selvi’nin babası Hakan Bey bir olaya tepki gösterip, kendi kendine öfkeyle konuştu;

“Vicdansız adamlar, yazık değil mi bu hayvanlara!”

Haberlerde sokak köpeklerinin zehirlenerek öldürüldüğü anlatılıyordu.  Eşi Esra Hanım, “ne olmuş?” diye sorunca, izlediği haberi ona da anlattı.

Esra Hanım, o sırada salonun bir köşesindeki masada Selvi’ye ders çalıştırıyordu. Bu nedenle Hakan Bey televizyonun sesini kısmıştı.

Babasının anlattığı Selvi’yi de üzmüştü. Hemen aklına Yumuk gelmişti. Ona bir şey olmasından korkuyordu. Ne de olsa sokakta yaşıyordu. Her an başına bir şey gelebilir, kötü niyetli insanlar ona zarar verebilirlerdi.

Dersini bitirdikten sonra odasına çekildi. Ama önce mutfak penceresinden apartman bahçesine baktı, Yumuk’u görmek istiyordu. Fakat hava karardığı için kediciği ortalarda yoktu.

O gece sabahı zor etti. Sabah kahvaltısını yapmadan biraz yiyecek alıp, aceleyle dışarı çıktı. Annesi anlamıştı, Yumuk’u görmeden içi rahat etmeyecekti. Yumuk her zamanki gibi bahçe kapısı önünde bekliyordu. Onu görünce Selvi’nin içi rahatladı. Yemeğini yedirdi, suyunu içirdi.

Yumuk önüne koyulan peynirleri yerken, Selvi de onun başını okşuyordu. Sevilmek Yumuk’un da hoşuna gidiyordu. Başını Selvi’nin eline sürüyor, sanki “beni daha çok sev. Al beni eve götür” diyordu.

Selvi’yle Yumuk’un arkadaşlığı bir tutkuya dönüşmüştü. Yumuk önceleri Selvi’yi yalnızca karnını doyuran biri olarak görse de, onun sevgisi, ilgisi ve her şeyden korumaya çalışması karşısında adeta bağlanmıştı.

Okula giderken bir süre Selvi’nin yanında yürüyor, sonra Selvi dön artık deyince apartmanın önündeki yerine geri geliyordu. Okul çıkışında da Selvi’yi uzaktan görünce koşarak yanına gidiyor, ayaklarının arasında dolanıp, ona sürtünerek sevincini belli ediyordu.

Selvi de eve girmeden önce Yumuk’u uzun süre sevip, okşuyor, onunla konuşuyordu.

Bahar gelmişti, havalar yavaş yavaş ısınıyordu. Sanki sokaktaki kedi sayısı da artmıştı. Mini mini kediler dolaşıyordu ortalarda. Yumuk da büyümüştü. Artık o korkak, ürkek halini üzerinden atmış, daha atak ve cesaretli olmuştu.

Selvi’nin okul arkadaşları da Yumuk’u biliyordu. Aslında onu hiç görmemişlerdi ama Selvi her sohbetlerinde ondan söz ettiği için ister istemez tanımak zorunda kalmışlardı. Selvi’yi gören herkes hemen ‘Yumuk nasıl?’ diye soruyordu.

Bir gün Selvi’nin babası Hakan Bey eve bir kedi yuvası ile geldi. Minik bir eve benziyordu. Pembe renkli, kapısı ve pencereleri vardı. Selvi’den önce annesi Esra Hanım sordu, “Bu ne?” diye.

“Bu Yumuk’un evi” dedi, Hakan Bey.

Selvi şaşırmıştı. O daha bir şey söylemeden, babası anlattı,

“Sabah işe giderken bir köpeğin Yumuk’u kovaladığını gördüm. Sokak köpeğiydi. Yumuk ondan kaçayım derken az daha arabanın altında eziliyordu. Neyse ki bir ağaca tırmandı da köpek ona bir şey yapamadı. Ama başka bir zaman ne olur bilemeyiz. Bu nedenle onu koruma altına almamız lazım. Bu küçük ev artık onun yuvası olacak. İster bahçeye koyalım, isterseniz balkona, siz nasıl uygun görürseniz. Nasıl olsa benden çok, siz onunla ilgileniyorsunuz. Ama ona bir şey olursa, ben de en az sizin kadar üzülürüm” dedi.

Selvi, babasının duyarlılığı karşısında çok duygulanmıştı. Hakan Beye sarıldı, öptü, Yumuk’u düşündüğü için teşekkür etti.

Sabah ilk işi Yumuk’u görmek oldu. Yumuk aynı yerindeydi. Yanına gitti, eğilip başını okşadı, herhangi bir yarası beresi var mı diye kontrol etti. Yumuk sapasağlamdı. Köpek bir şey yapamamıştı. Sonra kucaklayıp eve getirdi.

Esra Hanım, kedi evini balkona yerleştirmişti. Böylece Selvi’nin, Yumuk’u görmek için devamlı sokağa inmesi ya da yerinde mi diye uzun süre pencere önlerinde beklemesi de sona erecekti.

Balkon, Yumuk’un rahat hareket etmesi için düzenlendi. Çiçekler bir kenara çekildi. Yazın sıcaktan etkilenmemesi için bir de geniş şemsiye yerleştireceklerdi.

Selvi artık burada kedisiyle oynayabilir, onu istediği gibi besleyebilirdi. Çok sevinçliydi. Okul döneminin de sonuna yaklaşılıyordu. Derslerine daha fazla çalışmaya başladı. Sokakta geçirdiği zamanı artık evde geçiriyordu ama bazen annesiyle birlikte apartman bahçesine indiğinde Yumuk’u da yanına alıp, bahçede koşup oynamasını sağlıyordu.

Yumuk sokaktan kurtulmuştu. Artık onun da bir ailesi vardı. Karnı her zaman tok, geceleri rahatça uyuyabileceği bir yuvası vardı. Kötü niyetli insanlardan ve saldırgan köpeklerden de korkmuyordu.

Esra Hanımla, Hakan Bey de kızları Selvi’nin, Yumuk’la arkadaşlığından çok memnundular. Yumuk sanki ailelerinin bir başka mutluluk kaynağı olmuştu.

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR