Dolar 31,0391
Euro 33,6226
Altın 2.032,18
BİST 9.374,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 14°C
Az Bulutlu
Tekirdağ
14°C
Az Bulutlu
Paz 14°C
Pts 13°C
Sal 12°C
Çar 13°C

Ah gazetecilik vah gazetecilik

5 Aralık 2023 11:30
A+
A-

Muhabirlik yaptığım günlerde sanki her şey gazeteciler için daha başkaydı. Yani bir toplantıya giderken, ister kamu kurum ve kuruluşları tarafından düzenlensin isterse özel olsun, bir basın mensubu olarak özel bir muamele göreceğim duygu ve düşüncesinde olurdum. Tabii bu özel muamele mesleğim ve çalışma koşullarımla ilgili bir durumdu. Farklı anlam çıkarılmasın.

Demek istediğim şu; gittiğim yer bir salonsa, bir üniversite amfisiyse veya farklı bir toplantı yeriyse orada mutlaka basın mensupları için ayrılan bir yer olurdu. Ya koltuklara “basın” yazısı yapıştırılır ve orası gazetecilere rezerve edilmiş sayılır ya da gazetecilerin oturacağı yerin yanına yine “basın” yazan bir ayaklı tabela dikilip, o koltuk bölümü gazetecilere ayrılırdı. Hatta toplantının organizasyonuyla ilgili kişiler basına ayrılan yere başka birinin oturduğunu gördüğü anda müdahale eder ve o kişileri onlar için ayrılan başka bir yere yönlendirirdi.

Tabii bu durum gazetecilere mesleki anlamda özel kişiler olduğunu hissettirir ve oradaki görevlerini de daha rahat bir şekilde yaparlardı.

Ayrıca resmi bayram ve anma ve kutlama günleri için düzenlenen kokteyl, balo ve gecelere de müdüründen muhabirine kadar gazetecilik yapan herkese isme yazılı davetiye ya da e-mail gönderilirdi.

Ben gençlik yıllarımı hep bu şekilde, böyle ortamlarda, bu şekilde muamele görerek geçirdim. Bu nedenle mesleğimi çok sevdim. Çünkü gazeteci saygındı, güvenilirdi ve her gittiği yerde el üstünde tutulurdu.

Sonra…?

Bir şeyler değişti…

Ne değişti? diye soracak olursanız, anlatayım:

Geçtiğimiz hafta kültür merkezinde özel bir günün kutlaması için düzenlenen programa katıldım.

Kültür merkezinin düzeni bazı görevliler tarafından sağlanmıştı.

İçeriye girdim, nereye oturabilirim diye bakındım. En öndeki koltuk sırası ile arkasındaki sıra protokole ayrılmıştı. Yani en az elli koltuk protokol içindi.

Onun arkası boştu. Oradaki koltuklara oturması planlanan kişilerin isimlerinin yazılı olduğu kağıtlar yapıştırılmamıştı. Oradan sahneyi rahatça izler ve cep telefonumla görüntü kaydedebilirim diye düşündüm.

Ancak düşündüğüm olmadı. Çünkü salonun, programla ilgili tertip ve düzeninden sorumlu beyefendi yanıma gelip, kibar bir şekilde orasının da rezerve olduğunu ve beni arkalarda bir yere alabileceğini söyledi.

Tabii basına özel bir bölüm ayrılmadığı için bu durumla karşılaşmıştım.

Görevliye, “basın için ayrılan bir yer yok mu?” diye sordum. Olmadığını söyledi. “Peki, ben kendime başka bir yer bulurum” diyerek kalkıp, arka taraflardaki bir koltuğa geçtim.

Ama böyle bir davranışı uygun bulmadığım, daha doğrusu gazetecilerin yok sayılmasını kendime yediremediğim için kalkıp dışarıya çıktım ve kültür merkezinde basından sorumlu olan arkadaşa durumu anlatıp, ona da “basın için ayrılan yer neden yok?” diye sordum. Bana, “biz yalnızca toplantıyı düzenleyen kurum, kuruluş ve gruplara salonu tahsis ediyoruz, gerisine karışmıyoruz” diye yanıt verdi.

Ardından da , “zaten gazeteciler de pek gelmediği için gerek de duyulmuyor” dedi.

“Yani gözden uzak olan, gönülden de uzak oluyor” diyerek, yanından ayrıldım.

Salona döndüğümde bir gazeteci ağabeyin protokol için ayrılan arka sıranın uç kısmındaki koltuğa oturup, kamerasını tripota yerleştirdiğini görünce, yanına oturdum. Benim yanıma da başka bir gazeteci arkadaş oturdu. O sırada merkezin basın sorumlusu yanımıza gelip, “buraya oturabilirsiniz, sıkıntı yok” dedi.

Aslında sıkıntı bizim nereye oturup, oturmayacağımızda değildi. Sıkıntı gazetecilere bakış açısındaydı.

Çünkü konuşmacılardan da hiç kimse salondaki konukların kimler olduğunu tek tek söylerken, bizlerin alışık olduğu “değerli basın mensupları” cümlesini kurmadı.

Eskiden öyle derlerdi de…

Alındım doğrusu…

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR