Dolar 32,7682
Euro 35,0901
Altın 2.459,44
BİST 10.471,32
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 27°C
Açık
Tekirdağ
27°C
Açık
Paz 29°C
Pts 30°C
Sal 30°C
Çar 30°C

Bağbozumu ve beyaz sakallı dede

31 Ağustos 2023 09:49
A+
A-

Aslında nereye gidersem gideyim, hangi kültürel ya da diğer başka etkinliklere katılırsam katılayım özellikle kamu kurum ve kuruluşları tarafından organize edilen ya da içinde belediyelerin de bulunduğu ortak organizasyonların büyük çoğunluğunda hayal kırıklığına uğruyor ve de üzülüyorum.
“Böyle olmamalıydı. Şunları da yapsalardı ya da yaptıklarını şu şekilde yapsalardı daha iyi olurdu” diyorum ama yalnızca dediğimle kalıyorum. Hep aynı, hep bir şeyler eksik ya da yanlış.
İstiyorum ki; var olan, geçmişten beri alışkanlık nedeniyle belli standart ve bakış açısıyla yapılmış olan ya da gelenek sürdürülsün diye düzenlenen etkinliklerin içeriği biraz daha zenginleştirilsin, biraz daha farklılaştırılsın ve üzerine bir şeyler daha koyulsun.
İstiyorum ki; insanlar her katıldığı organizasyondan bir şeyler öğrensin ve “bravo” desin ve kendi hayatında da onu uygulasın.
Ama bir türlü olmuyor…
Bu bakış açısıyla değerlendirdiğim Tekirdağ Bağcılık Enstitüsü ile Süleymanpaşa Belediyesi’nin birlikte düzenlediği “Bağbozumu Şenliği”nde de gözüme batan birçok durum oldu.
Aslında olay benim için en baştan sıkıntılı başladı. Birlikte gittiğim arkadaşımın yolu bilmemesi ve benim ısrarla “orada değil, burada” dememe rağmen, kendi bildiğini okuması nedeniyle Malkara yönüne epey gittikten sonra geri döndük. Bu sefer de yine “bu yol değil, yandaki” dediğim halde “dediğim dedik” arkadaşımın burnunun dikine gitmesi nedeniyle şenlik alanına giden birkaç yüz metrelik yol yerine paralelindeki toprak yolu sapıp, yol bitene kadar gittikten sonra, “yanlış yola girmişiz” diyerek geri döndük ve ardından benim sözüme gelen arkadaşımın inadından vazgeçmesiyle nihayet şenlik alanını bulduk.
Bağbozumu Şenliği’nin düzenlendiği Bağçılık Araştırma Enstitüsü’ne ait alan gerçekten güzeldi. Bir futbol sahası büyüklüğünde, çimlerle kaplı, yan tarafında çeşit çeşit üzümün yetiştirildiği bağlar vardı.
Alanın bir uçuna sahne yerleştirilmiş, sahnenin karşısına protokol ve davetlilerin oturması için sandalyeler koyulmuştu. Yan taraflarda gölge yapsın diye tenteler, tente altlarında masa ve sandalyeler vardı. Çok sayıda üzüm çeşidinin tabaklara koyularak, önlerine hangi tür ve nerede yetiştirildiğinin yazılmış olması da anlamlıydı. Böylece insanlar yediği üzüm hakkında bilgi sahibi oldu.
Bir köşede iki kadın büyük bir kazanın içinde üzüm pekmezi pişiriyordu. O da nostaljik bir görüntü oluşturmuştu.
İlk bakışta her şey güzel ve normal görünüyordu ama gören gözle incelendiğinde bir karmaşa hakimdi. Kimileri tente altlarında, kimileri az ötedeki banklarda oturuyor, tabure bulamayanlar da ayakta bekliyordu. Bir de alanın bir köşesinde bağlarda çekilmiş fotoğraflardan oluşan sergi vardı.
Süleymanpaşa Kaymakamı ve Belediye Başkanı ile diğer protokol mensupları gelip, önce sergiyi gezdi, sonra vatandaşlarla selamlaştı, ardından yerlerine oturdular. Sonra konuşmalar yapıldı, halk oyunları ekibi gösterisini sundu, sanatçı hanım sahne aldı, fotoğrafları sergilenenlere ödülleri verildi ve dua yapıldıktan sonra bağ bozumuna geçildi. Ama ne bağ bozma, ne bağ bozma…. Ortalık toz duman. Onlarca kişi bağa bir daldı ki… Kimi dağıtılan mini sepetlere, kimileri de yanlarında getirdikleri poşetlere topladıkları üzümleri doldurdu.
Gerçi ben ne sepet gördüm, ne de dağıtanı, alan aldı, alamayan derdine yandı.
Tabii üzüm salkımını kopartmak kolay mı, onun da bir tekniği var. Bilenler rahatça yaptı ama bilemeyenler uğraştı durdu. Ya üzüm taneleri yere düştü ya da sapı ezilip, büzülen salkımlar dalda kaldı. Ve ayaklar altında üzüm taneleri ezildi gitti.
Heyecan vericiydi, eğlenceliydi, nostaljik anlar yaşandı, insanlar bir an olsun, “günün stresinden, ekonomik bunalımın yarattığı sıkıntıdan, iş ve aş kaygısından kurtuldu. Aslında üzümün kilosunun manavda, pazarda kırk elli lira olduğunu düşünecek olursak, bu olay bile, toplayıp evine götürenler için aile bütçesine bir katkıydı.
Bu arada asmalardan üzüm toplarken, dal yerine bir yılanı tutmaktan ya da bir akrebin üzerine basmaktan korkmadım da değil hani. Veya üzüm salkımının içinden çıkan bir eşek arısına sokulmanın acısını yaşamak istemediğim için dikkatli olmaya çalıştım. Bu söylediklerim olur muydu? Elbette olurdu. Çünkü bunların hepsini kendi köyümüzde, kendi bağlarımızda yaşadım.
Hatta çocukluğumda üzüm tanelerini salkımından ağzımla koparıp yerken, üst dudağımı bir eşek arısı sokunca ne hale geldiğimi bir düşünün. Dudağım neredeyse burnumu kapatmıştı. Bakınca kendimden korkmayayım diye bana bir ayna bile vermediler.
Sözün özü; bağ bozumu şenliği düzenlemek güzeldi. Ama olayı biraz daha ince düşünmek gerekiyordu.
Mesela insanları üzüm toplamak için bağa sokmak iyiydi ama bence yalnızca birer salkım koparıp yemeleri ve giderken kendilerine üzüm dolu bir sepet hediye edileceği söylenebilirdi ve o kargaşa yaşanmazdı.
Çünkü insanlara geçmişin bazı duygularını yaşatmak, geleneklerimizi anlatmak istiyorsak eğer, onu biraz daha çağdaş uygulamalarla sunmamız daha iyi olur.
Bu arada beyaz sakallı dedeyi merak ettiyseniz eğer; Nasrettin Hoca’ya benzetenler de oldu ama protokolün arasında ne işi vardı, şenlikle alakası neydi onu ben de anlayamadım.


Trakya Demokrat Gazetesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR