Dolar 32,7682
Euro 35,0901
Altın 2.459,44
BİST 10.471,32
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 29°C
Açık
Tekirdağ
29°C
Açık
Pts 31°C
Sal 31°C
Çar 31°C
Per 31°C

Deprem konferansında görüp öğrendiklerimiz

11 Eylül 2023 10:44
A+
A-

Hz. Ali, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diyerek, öğrenmenin, bilgi sahibi olmanın ne kadar değerli olduğunu bin beş yüz yıl öncesinden önemle vurgulamıştır. Ben de şahsen hayatım boyu öğrenmeye, öğretmeye ve bilgi dağarcığımı her geçen gün biraz daha genişletmeye çalışarak yaşadım. Hala da öyleyim.

Hele de muhabirlik yaparken, bana bir şey vermeyen, öğretmeyen ve öğrendiğimi de başkalarına aktaracak bilgi içermeyen hiçbir olayın peşinden koşmadım. Gereksiz buldum. Şimdi de gereksiz olay ve boş insanlarla hiç vakit kaybetmem. Onlarla geçireceğim zamanımı okuyarak, yazarak, bana bilgi ve tecrübesinden az da olsa aktarma yapacak insanlarla oturup, sohbet ederim.

Peygamberimiz Hz. Muhammed’in “İlim Çin’de bile olsa gidip onu alınız” hadisine paralel bir düşünceyle hareket eder ve kendimi geliştirmeme katkı sağlayacak bilgiyi ve insanları arar bulurum.

Bu yaşam felsefesiyle yaşayan biri olarak gazetecilik mesleğini de yıllarca bu şekilde yaptım. Bu yüzden de sağlık, eğitim ve üniversite muhabirliği gibi bir dalda neredeyse uzmanlaşma imkanı buldum. Tabii bu durum benim çok sayıda okumuş, yazmış, akademik kariyer yapmış çok değerli dostlar edinmemi sağladı. Onlardan edindiğim bilgiyi hem haber olarak topluma aktardım hem de kendimi geliştirdim. Halen bu değerli insanlar arasında görüşmeyi sürdürdüğüm, mesleki bilgi ve yaşam tecrübelerinden yararlandığım dostlarım var.

Ve şunu da eklemek isterim ki, kırk yılı geçen gazetecilik yaşamımda o kadar çok bilimsel, sanatsal ve kültürel içeriği olan konferans, panel ve seminer izleyip, bilim insanlarıyla haber ve röportajlar yaptım ki sayısını bilmem imkansız.

İşte yıllarını böyle bir ortamda geçirmiş biri olarak yaşadığım yerde, hangi kurum ya da kuruluş tarafından düzenlenmiş olursa olsun, insanların bilgilenmesine, aydınlanmasına ve yaşamında gerekecek davranışları öğrenmesine katkı sağlayacak her türlü toplantıyı izlemeye çalışıyorum.

Geçen hafta Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen ve akademisyen Prof. Dr. Şener Üşümezsoy tarafından yüzlerce insana bilgi aktarımında bulunulan “Tekirdağ’da Deprem Riski” adlı konferansa da büyük bir istekle gittim ve izledim.

Daha önceleri buna benzer çok sayıda konferans ve panel izlemiş olsam da, bir kez de Prof. Dr. Üşümezsoy’u izleyerek, yaşadığım yerin depremle olan ilgisini öğrenmeye çalıştım.

Bu konferansla ilgili basında çeşitli eleştiri ve tenkitler yayınlandı. Özellikle de konuşmacının kısa pantolon, safari gömlek, fötr şapka ve sandaletle halkın karşısına çıkıp, elini cebine sokarak konuşma yapması, bazı kişiler tarafından saygısızlık olarak algılanıp, tenkit edildi.

Ben böyle düşünmediğim için pek umursamadım. Çünkü benim için orada verilen bilgi önemliydi. Onu aldım. Konuşmacının kılığı kıyafeti ise sadece ilginç geldi. Ama bu da bir cesaret ve özgüven meselesiydi. Demek ki o kişi bilgisine güveniyordu.

Aslında Üşümezsoy halkın karşısına ilk kez bu kıyafetle çıksa bir gazeteci için başlı başına bir haber konusudur. Ama daha önce bu konuyla ilgili onlarca haber yayınlandığı için mükerrer olurdu ve ilgi görmezdi.

Onu davet eden kurum yetkilileri de bu durumu bildikleri için sorun etmemişlerdi. Doğru da yapmışlar.

Fakat bu kadar önemli bir konferansın, yalnızca halkın belli bir kesimine değil, çok daha geniş kitlelere verilmesi ve sürekli yapılması gerekir. Ayrıca “deprem nasıl olur, deprem nerede olacak, kaç şiddetinde olacak, ne gibi önlemler aldık, bunun için nasıl çalışmalar yürütüyoruz?” gibi söylemler de bana göre artık etkisi olmayan açıklamalar olarak görülüyor.

Çünkü insan, kulağının duyduğundan çok, gözünün gördüğüne inanır. Bu yüzden de ister belediye olsun, isterse başka kurum ya da kuruluş, insanların olası bir depremi en az zararla atlatması, hatta hiç zarar görmemesi için ne yapılıyor, ne yapıldı onu göstermesi gerekir.

Yani şuan deprem olsa ve ben evden dışarıya canlı çıkma imkanı bulsam, nereye gideceğim, nerede barınacağım, yaşamımı nasıl sürdüreceğim onu bilmem gerek. Yoksa içimdeki bu korku, kaygı, şüphe ve belirsizlikle binlerce konferans izlesem hiçbir şey değişmez.

Bilsem ki depremden kurtulunca başımı sokacağım küçük de olsa bir kulübe bir yerde beni bekliyor, başımı yastığa koyar, kendimi Allah’a emanet ederim. Ama yok…

İşte böyle… Sanırım bu güzel yazım için bir alkışı hak ettim. Elleriniz dert görmesin…

 


Trakya Demokrat Gazetesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR