Dolar 32,7682
Euro 35,0901
Altın 2.459,44
BİST 10.471,32
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 27°C
Açık
Tekirdağ
27°C
Açık
Paz 29°C
Pts 30°C
Sal 30°C
Çar 30°C

SIRILSIKLAM

12 Eylül 2023 10:24 | Son Güncellenme: 12 Eylül 2023 11:03
A+
A-

Dışarıya çıktığında yağmur hafiften atıştırmaya başlamıştı. İçinden yola kadar hızlanmaz, biner bir arabaya giderim diye geçirdi. Tedbir olsun diye şemsiyesini çantasından çıkarmış, açmadan elinde yürüyordu.

Düşündüğü gibi olmadı. Birden bire gökyüzünü kaplayan kapkara bir buluttan kovayla su dökülüyormuş gibi sağanak bir yağmur başladı. Keşke taksiyi geri göndermeseydim dedi, ama iş işten geçmişti. Şimdi ıslanmadan kurtulmanın zamanıydı. Ama ne mümkün!

Araştırdığı olayla ilgili görüşme yapmak için gelirken hava kapalıydı ama pek de yağacak gibi görünmüyordu. Bu yüzden de kendisini okula bırakan taksiyi bekletmemiş, nasıl olsa yol yakın, bir dolmuşa ya da otobüse biner dönerim demişti. Ancak tahmininde kötü yanılmıştı.

Aniden bastıran sağanak yağmurdan kaçacak, sığınacak hiçbir yer yoktu. Geri dönmesi sorun yaratabilirdi. Mecburen ana yola kadar yürüyecekti.

Okulla yol arası iki yüz metre kadar vardı. Adımlarını sıklaştırdı. İşin kötüsü yağmurla birlikte bir de fırtına çıkmıştı. Rüzgar bir o yandan bir bu yandan esip, şemsiyeyi ters çevirince, iyice ıslanmıştı.

Buraya gelmesine neden olan kişiye duyduğu öfke daha da arttı. İçinden demediğini bırakmadı. Hem söyleniyor hem de hızlı hızlı yürüyordu.

Yol kenarındaki üstü kapalı dolmuş durağına geldiğinde, sırılsıklam olmuştu. Üzerindeki kaban, içindekileri korumuştu ancak rüzgar nedeniyle yandan gelen yağmur, pantolonunun dizden aşağısını ve ayakkabılarını tamamen ıslatmıştı. Saçları da ıslaktı. Başından aşağı süzülen sular, yanağını yalayarak yere dökülüyordu.

O şekilde uzun bir yolculuk yaparak eve dönmesi mümkün değildi. Çünkü gelirken olduğu gibi dönerken de otobüse binmesi gerekiyordu. Islak kıyafetle onca yolu nasıl gidebilirdi ki? Kesin hastalanırdı.

Taksiyi gönderdiğine bir kez daha pişman oldu. Ne vardı sanki yarım saat bekletseydim, diye geçirdi içinden. Boş yere para vermek istememişti herhalde. Verse ne olacaktı sanki? Nasıl olsa masraflarını gazete karşılıyordu. Bazen bu şekilde gereksiz yere aşırı dürüst davranıyor, o da başına iş açıyordu.

En iyisi lokantaya gitmekti. Birkaç kilometre ötede ağabeyleri tarafından işletilen bir lokanta vardı. Ana yol kenarındaydı. Önceki yıllarda yalnızca yaz mevsiminde açıp, kışın müşteri az oluyor diye kapalı tutuyorlardı. Ancak iki yıldan beri, boş oturmak yerine, az kazansalar bile işletmeye devam ediyorlardı. Oraya gitmek daha iyi olacaktı.

Ancak yağmur öyle hızlı yağıyordu ki, sular tepeden aşağı sel olup akıyordu. Yağmurla birlikte gelen fırtına ortalığı bir anda tufana döndürmüştü. Buranın fırtınası meşhurdu. Eski günlerden hatırlıyordu. Esmeye başladı mı uzun süre durmaz, evlerin çatılarında ne varsa alır götürürdü.

Yoldan geçen dolmuş ve midibüslere el etti ancak hiçbiri durmadı. Bazıları dolu olduğundan durmazken, bazılarının da o yağmur ve fırtınada yokuşta durmak istemediğini düşündü.

Islandığı için esen rüzgar üşümesine neden oluyordu. Kesin hastalanırım dedi.

Neyse ki el ettiği bir kamyon sürücüsü, durağı az geçtikten sonra durdu. Yağmurda ıslanan insanın acizliğini bilen vicdan sahibi iyi biri olmalıydı.

Koştu, şemsiyeyi kapatıp, kamyonun kapısını açtı. Şemsiye kapanınca biraz daha ıslandı. Ancak önemli değildi. Artık kapalı bir yerdeydi.

“Kardeş bu yağmurda ne işin var buralarda?” diye sordu, kamyon sürücüsü, aracı vitese takıp, yeniden hareket ettirirken.

“Hiç sorma” dedi gazeteci, “şuradaki okulda bir görüşmem vardı. Yağmurun aniden bastıracağını tahmin edemediğimden, beni getiren taksiyi bekletmeyi düşünemedim. Durduğunuz için teşekkür ederim.”

“Önemli değil. Yolda kalmış birini almak insanlık görevidir. Ama bayağı ıslanmışsın. Nereye gidiyorsun?”

Tepeyi çıktıktan sonra birkaç kilometre ileride ineceğini söyledi. Yol boyu sohbet ettiler. Onun gazeteci olduğunu öğrenen kamyon sürücüsü, yaşadıkları mesleki sorunları anlattı. “Memleketin gidişatı iyi değil abi. Kamyonu satıp, başka bir işe girmeyi düşünüyorum” dedi.

Lokantanın olduğu yere geldiklerinde, kamyon sürücüsüne teşekkür etti, yol kenarında inip, iyi yolculuklar diledi.

Yağmur hafiflemişti. Yine de şemsiyeyi açıp, yolun karşı tarafına geçti. Büyük ağabeyi lokantanın önünde biriken yağmur sularının akıp gitmesi için, kürekle ince bir ark yapıyordu. Onu görünce şaşırdı.

“Kardeşim bu yağmurda ne işin var dışarıda? Hoş geldin. Islanmışsın. Soba yanıyor. Hemen içeriye geç, kıyafetlerini kurut” dedi.

“Hoş bulduk” dedikten sonra, kapı önündeki çamura basmamaya çalışarak içeriye girdi. Büyük ağabeyinin, lokantayı birlikte çalıştırdığı ortanca ağabeyi ile ablasının eşi sobanın başında oturmuş, sohbet ediyordu. Onu o şekilde gören ağabeyi, “Bu ne hal böyle? Suya düşen fareye dönmüşsün” dedi. Her zamanki duyarsızlığı üzerindeydi.

(Sürecek)


Trakya Demokrat Gazetesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR